Duyuru

Kapat
Henüz duyuru yok.

Bölge Bölge Türkiye

Kapat
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Bölge Bölge Türkiye



    Marmara Bölgesi
    Boy boy tepeler, göz alabildiğine ayçiçeği tarlaları ve üzüm bağları. İşte Türkiye'nin Avrupa bölümünü oluşturan Trakya. Bu bölge Anadolu'dan, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı ile ayrılır. Avrupa'dan gelip Edirne'ye giren bir yolcu, önce Mimar Sinan'ın şaheseri Selimiye Cami ile göz göze gelir. Bu kent Osmanlı mimarisinin en özgün eserlerini bünyesinde barındırmaktan gurur duyar gibidir.

    Trakya ve Marmara Bölgesinde yeralan iller, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova'dır. Marmara Bölgesi'nin hareketli bir geçmişi vardır : İsa'dan 481 yıl öncesinde, II. Med Savaşları sırasında, Pers Kralı Xerxes Çanakkale Boğazı'nın iki yakasındaki Abydos ve Sestos arasında gemilerle bir köprü oluşturmuştu. Olay yine Çanakkale Boğazında, Boğazın sularına gömülen Leander-Hera çiftinin dillere destan aşkları. Aynı boğazda Mustafa Kemal I. Dünya Savaşında düşman kuvvetlerine karşı ilk büyük zaferini kazanmıştı.

    Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.

    Çevresindeki meyve ve sebze bahçeleri ile hareketli kent İzmit bugün bir endüstri merkezidir. Hemen yakınında halıları ile ünlü Hereke bulunur. Marmara Denizi'nin kuzey kıyılarında yer alan Gebze'nin zengin bir tarihi vardır. Osmanlılar dönemindeki çinileriyle ünlü İznik'te görülmeye değer. İpek diyarı Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti idi. Yeşil ile özdeşleşmiş olan bu kentimizde görülecek yerler; Yeşil Cami, Yeşi Türbe ve muhteşem bahçeleri, Ulu Cami, Emir Sultan ve Yıldırım Beyazıt Camileri, Etnografya Müzesi.


    Türkiye'nin ilk kayak merkezi, kentin güneyinde yükselen Uludağ'da kurulmuştur. Osmanlı mimarisinin güzel örneklerine ve geniş kumsallara sahip Tekirdağ, üzüm bağları ve şarap festivalleri ile tanınmıştır. Balıkesir geniş ve önemli bir bölgenin merkezidir. Kuzeyinde termal merkeziyle ünlü Gönen ve ticari bir liman olan Bandırma bulunur. Bu liman İstanbul'dan sonra Marmara'nın en büyük limanıdır. Bandırma yakınlarındaki Manyas Gölü kıyılarında doğal Kuşcenneti Milli Parkı yer alır. Marmara kıyılarında sayısız güzel plajlar ve tatil merkezleri sıralanır. Bunlar arasında Çınarcık, Armutlu, Gemlik, Mudanya, Erdek, Marmara ve Avsa Adaları, Denizkent, Şarköy, Silivri ve termalleriyle ünlü Yalova'yı sayabiliriz.




    Çanakkale



    Çanakkale yüzyıllar boyu stratejik önemini korumuş bir şehir. Tarihi üzerine destanlar yazılan savaşlarla dolu. Marmara Denizi ile Ege Denizi’nin kavuştuğu boğazın Anadolu kıyısında kurulmuş bir tarih ve tatil kenti. Avrupa ve Asya kıtasında bulunan ikinci ve son il olma özelligini taşıyor. İlkbahar sonundan itibaren yöre gezilmeye elverişli. Çanakkale şehitlikleri yörenin sembolü. Peynir tatlısı ise yöreye özgü damak zevklerinden.

    Yüzölçümü: 9.737 km²
    Nüfus: 448.815 (1997)
    İl trafik no: 17
    Telefon kodu: 286

    İlgi Çekici Yerleri:Çanakkale Arkeoloji Müzesi Assos,Troia´nin çeşitli katmanları, Beşiktepe, Gümüşçay, Kyzikos, Mysia, Dardanos, Tenedos kazılarında bulunanlar, Çanakkale seramikleri ve fosil örnekleri görülebilir. Nusret Mayın Müzesi 42 metre uzunluğundaki maket orijinaline ölçülendirilerek yapılmış. Dardanos Tümülüsü 1959´da çimento fabrikası yapımı sırasında tesadüfen bulunan tümülüste ön oda, koridor ve lahit odası meydana çıkarılmış. Alexandria Troas M.Ö. 4.yy´da Roma İmparatoru Hadrian devrinde yaptırılan hamamın kalıntıları, agora ve tiyatro kalıntıları görülebilir.


    Tekirdağ



    Toprakları geniş düzlükler ve alçak tepelerden oluşan Tekirdağ, yurdumuzu Avrupa´ya bağlayan kara, deniz ve demiryolları ile işlek bir geçit bölgesi, kumsal kıyılarıyla da tatil beldesidir. Akdeniz iklimine benzer bir iklim gösteren Tekirdağ yaz-kış gezilebilir. Ünlü Tekirdağ rakısı, Akıtma, Hösmelim ve Kaçamak gibi yöreye özgü yemekler ile Tekirdağ köftesi mutlaka tadılmalı.

    Yüzölçümü: 60218 km²
    Nüfus: 567.396 (1997)
    İl trafik no: 59
    Telefon kodu: 282


    İlgi Çekici Yerleri:
    Kastros (Çamköy), Marmara Ereğlisi, Tekirdağ, Kumbağ, Mürefte ve Şarköy Kıyıları, Herakleia Perinthos Kent Kalıntıları, Rüstem Paşa Camisi ve Bedesteni, Ayaz Paşa, Hasan Efendi, Sultan Süleyman, Güzelce Hasan Bey, Turhanoğlu Ömer Bey Camileri, Eski Cami, Orta Cami, Rakoozi Çeşmesi, Namık Kemal Anıtı, Tekirdağ ve Rakoozi Müzeleri.
    Eski Camii Ertuğrul mahallesinde. 1831 yılında Zahire Nazırı Ahmet Ağa tarafından yaptırılmış.
    Rüstempaşa Camii Mimar Sinan caddesinde. 1554 yılında Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. Mimar Sinan´ın eseri olan Rüstempaşa, Tekirdağ´ın en güzel camilerinden.
    Tekirdağ Müzesi 1992 yılında sergiye açılan müzede M.Ö. 4500 yılından günümüze gelen kültür varlıkları sergileniyor. Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait lahitler, mezar stelleri, sunak taşları ile Osmanlı dönemine ait kitabeler, çeşme.



    Edirne




    Edirne yurdumuzun batısında bulunan bir sınır ilimizdir. Trakya'nın ülkemiz sınırları içinde kalan ve Doğu Trakya diye adlandırılan bölümün batısında yeralır. Batıda Yunanistan ile sınır oluşturan Meriç ırmağı boyunca kuzeydeki Bulgaristan sınırından güneydeki Saros Körfezi kıyısına kadar uzanan il toprakları, eski çağlardan beri Avrupa'yı Anadolu ve Ortadoğu'ya bağlayan önemli yolların geçtiği bir yerleşme alanıdır. Bir süre Osmanlı Devleti'nin başkenti olan Edirne kenti ile ilin öteki yerleşim yerleri değerli tarihsel yapılarla süslüdür. Edirne denince, Mimar Sinan'ın baş yapıtı sayılan Selimiye Camisi, Kırkpınar Güreşleri Kapıkule sınır kapısı akla gelir.
    Edirne ili topraklarının büyük bölümü 100-200 yüksekliğindeki geniş ve yayvan dalgalı düzlüklerden oluşur. Bu alçak düzlükler arasında bazı tepeler seçilirse de, il toprakları sadece kuzeyde ve güneyde biraz yükseklik kazanır. Yıldız Dağları da denen Istranca Dağları'nın batı uzantıları ilin kuzeydoğu kesimlerini, Koru Dağı'nın batı uzantısı ile Hisarlık Dağı da ilin güneydoğu ve güney kesimlerini engebelendirir. İlin en yüksek noktası olan Hisarlık Dağı'nın 385 metreye ulaşan doruğu Enez'in doğusundadır.
    İl topraklarının sularını Meriç ırmağı toplar. Meriç'in kendisi gibi il toprakları dışında doğan başlıca kolları Arda, Tunca ve Ergene ırmaklarıdır. Irmağa su getiren akarsular üzerinde çok sayıda barajın kurulması Meriç suyunu azaltmıştır. Irmak Enez'in doğusunda denize dökülür.
    İlin Saroz körfezine bakan ve oldukça düz olan kıyısında denize dökülen ve uzunluğu az olan bazı dereler ile küçük göller vardır. Enez yöresinde bulunan birçok gölden en önemlisi Çeltik Gölü de denen Gala Gölü'dür. Altın yazı ve Süloğlu barajları ardında oluşan göller, ildeki başlıca yapay göllerdir. Edirne ilinde verimli alüvyonlu topraklarla kaplı başlıca ovalar Meriç Irmağı boyundadır. Bunlardan en önemlileri kuzeydeki kazanova ve İspala ovalarıdır. Akdeniz ikliminin etkisinde olan ilin, güney kesiminde kışlar oldukça yumuşak geçer. İlçilere ve kuzeye gidildikçe Balkanlar'daki kara ikliminin etkileri görülür. Bu kesimlerde kışlar soğuk ve yağışlıdır. İlin güney kesiminde makilere rastlanır. Dağlık kesimlerdeki ormanlar meşe, gürgen, kızıl çam ve kara çam topluluklarından oluşur.

    Yüzölçümü: 6.276 km²
    Nüfus: 398.125 (1997)
    İl trafik no: 22
    Telefonkodu: 284




    İlgi Çekici Yerleri:
    Selimiye Camii:Kentteki en önemli tarihi eser olan Mimar Sinan’ın "ustalık eserim" dediği Selimiye Camisi Türkiye’nin uluslararası mimari değerlerinin başta gelenidir. 22,202 metrekarelik alana yayılan külliyenin bir bölümü Türk-İslam Eserleri (Selimiye) Müzesi olarak düzenlenmiştir. 1569-1575 Yılları arasında yapılan külliyenin 27.760 kese akçeye malolduğu bilinmektedir. Edirne’ye yaklaşırken uzaklardan görünen caminin kubbesi 31.30 metre çapında, 43.28 metre yüksekliğindedir. Minarelerinin hepsi eşit yüksekliktedir ve 70.89 metredir. Cami sadece mimarisiyle değil iç süslemeleri, çinileri ile de bir şaheserdir.
    Camiye giderken içinden geçilen Sera Park’ın köşesinde Mimar Sinan’ın heykeli vardır.
    Diğer Camii´ler:Kentin Selimiye dışındaki başlıca camilerine gelince; bunların en eskisi bir Bizans kilisesi yerine kurulan Yıldırım Beyazıd Camisidir (1397). Kent merkezindeki Eski Cami (1414), Tunca ırmağının sağında Gazi Mihal (1422), Gazi Mihal Köprüsü’nden girişte Şahmelek Paşa (1429), Ayşe Kadın (1469), Sitti Sultan (1482), Kadı Bedrettin (1530), Süleyman Paşa (154 yapılış sırasıyla diğer camilerden başlıcalarıdır. II. Beyazıd Camisi (148 ile Cumhuriyet Alanı’ndaki Üç Şerefeli Cami (1447) Selimiye’den sonra iki büyük camidir.

    Sarayiçi:Edirne bir dönem Osmanlıların başkentiydi. Padişahların Edirne’de ikamet ettikleri dönemde yaptırılan saraylardan Edirne Saray-ı Hümayunu Osmanlı Sarayları arasında Topkapı’dan sonra en büyüğüdür. Tıpkı Topkapı gibi, her padişahın yaptığı eklemelerle büyüyen saray, bakımsızlık ve doğa lafetler nedeniyle yok olmuş, sadece Sarayiçi denilen, Tunca Nehri’nin çevirdiği alanda bir köşk ve kule günümüze ulaşabilmiştir.
    Kentin doğu ucunda bulunan ve Sarayiçi denilen bu bölge, şimdilerde tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin yapıldığı yerdir.
    Her yıl haziran sonu ile Temmuz başı arasında yapılan ve üç hafta süren güreşler sırasında bir panayır yerine döner Sarayiçi.
    Kırkpınar Güreşleri’nin kökeni 1354 yılına kadar gidiyor. Rumeli’de sefere çıkan ilk akıncı gruplarından birinin verdiği molada iki yiğit görüşe tutuşur. Daha önce de güreşen ama bir türlü yenişemeyen iki pehlivanı saatler sonra ayırmaya gelen arkadaşları ölmüş olduklarını görürler. İki yiğit bir sögüt ağacının dibine gömülür. Göre döndüklerinde bakarlar ki, mezarların olduğu yerden su çıkmış. ve buraya "Kırklar Pınarı" adını verirler.Bu yerin neresi olduğu konusunda bilgi yoktur elimizde.

    Üç Şerefeli Camii:Edirne’nin bir başka simgesidir. 1443-1448 yılları arasında Sultan II. Murat tarafından Konyalı Hacı Alaaddin’e yaptırılmıştır. Üç minaresi bulunan caminin her bir minaresinde ayrı bir motif bulunmakta, burmalı minaresi en dikkat çekeni olmaktadır. Camiye adını veren bir başka minarede üç şerefeli olanıdır ve bu minare 67 metrelik boyu ile dünyanın en yüksek minareleri arasında yer almaktadır

    Kırkpınarlar:Genellikle Haziran ayı sonu, Temmuz ayı başlarında düzenlenen Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri Haftası 7 gün sürmektedir. Pazartesi günü akşamüstü Belediye önünde toplanan yerli ve yabancı halkoyunları ekipleri, önceki senenin başpehlivanı ile birlikte bir grup pehlivan ve protokol, kortej halinde bando ve Kırkpınar davul-zurna ekibinin eşliğinde Atatürk Anıtı’na gider. Buradaki törenden sonra kortej yaya olarak 25 Kasım Şehir Stadı’na geçer. Burada toplanan kalabalık izleyici grubu karşısında tüm ekipler kısa gösterilerde bulunurlar. Bu arada Türk Kuşu paraşüt ekibi de paraşüt gösterisi yapar.
    Yaklaşık 2 saat süren bu törenlerin ardından akşam Selimiye Meydanında kukla ve karagöz gösterileri, Belediye Bandosu’nun şehir merkezinde gösterileri yapılır. Bando ve halkoyunları ekiplerinin gösterileri hafta süresince devam etmektedir.
    Güreş dışında “Kırkpınar Kupası” adıyla tertiplenen diğer spor müsabakaları Kırkpınar Haftasının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri yapılır.Her yıl düzenlenen Kırkpınar Güzellik Yarışması ile Trakya Ev Yemekleri Yarıması ise kalabalık bir izleyici grubunun önünde haftanın üçüncü günü öğleden sonra yapılmaktadır.
    Kırkpınar Haftası’nda güreşler Cuma günü öğleden sonra Sarayiçi Er Meydanı’nda başlamaktadır.
    Aynı gün sabah saat 10’da güreşecek başpehlivanlar, hakemler ve protokol yine davul-zurna eşliğinde Belediye önünde toplanarak şehrin girişinde o yılın Kırkpınar Ağası’nı karşılarlar.
    Edirne Belediye Başkanı burada Kırkpınar Ağası’na altın kemer takarak onu Belediyeye götürür ve bir süre ağırlar. Daha sonra ise aynı grup Belediye önünden Atatürk Anıtı’na giderek törene katılır. Buradan Kaleiçi semtinde Adalı Halil ve Kara Emin pehlivanların kabirlerinin bulunduğu pehlivanlar mezarlığına geçilir ve dua yapılır.
    Tüm pehlivanların ve izleyicilerin topluca Selimiye Camii’nde kıldıkları Cuma namazından sonra saat 15’te Sarayiçi Er Meydanı’nda görkemli törenlerle Tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin startı verilir. Kırkpınar Güreşleri’ne katılan güreşçiler için ayrı ayrı kategoriler belirlenmiştir.

    Köprüler:Edirne’nin türkülere geçmiş, tarihi zenginlik içeren, Meriç, Arda ve Tunca üzerinde kurulu köprüleri şunlardır;
    Meriç Köprüsü (Yeni Köprü), Gazimihal Köprüsü, Beyazid Köprüsü, Kanuni Köprüsü, Saraçhane Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Tunca Köprüsü, Yalnızgöz Köprüsü.

    Kervansaraylar:Rüstem Paşa Kervansarayı (1561’de yapılmış ve Günümüzde Kervansaray Oteli olarak kullanılmaktadır), Ahmet Paşa Kervansarayı (1609), Taşhan tarihi Edirne’den kalan başlıca eserlerdir. Başkent İstanbul’un batı ile bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunuşu nedeniyle kentte çok sayıda kervansaray kurulmuş. Edirne kervansarayları yapılarıyla tarihi zenginlik içermektedir.

    Müzeler:Kent gezisinin önemli durakları arasına Türk İslam Eserleri Müzesi, Arkeoloji ve Etnografya Müzeleri’ni de katmalısınız. Sergilenen eserlerin zenginliği dikkatinizi çekecek:
    Etnoğrafya Müzesi (Selimiye Camii arkasında)
    İslam Eserleri Müzesi (Selimiye Camii bahçesinde)
    Türk Psikiyatri Tarihi Müzesi (II. Beyazıd Külliyesi)

    Gezilecek yerler:Edirne’de pek çok mesire yeri bulunmaktadır. Bunların başında Kırkpınar Güreşleri’nin yapıldığı ve Tunca nehrinin iki kolu arasında bir ada oluşturan Sarayiçi mevkii gelmektedir. Türkiye’yi Yunanistan’a bağlayan Karaağaç Pazarkule sınır kapısı yolu üzerinde Meriç nehri kenarındaki Söğütlük ormanı da Edirne’nin bir diğer ünlü mesire yeridir. Ayrıca Meriç ve Tunca nehirleri arasında kalan ve Edirne ile Karaağaç’ı birbirine bağlayan adanın bir bölümüne de “Bülbül Adası” denir.

  • #2
    Kırklareli




    Bir sınır kenti olan Kırklareli'nde Antik dönem, Orta Çağ, Bizans, ve Osmanlı kültürünü yansıtan birçok eserler bulunmakta olup, kıyı turizmi, kültür, karavan, kamping ve su sporları turizmi, av ve doğa turizmi gibi birçok dal için ideal bir merkez konumundadır.

    Kırklareli ülkemizin ormanları bol illerinden biridir. Yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli, önemli av merkezlerindendir. Yıldız dağlarının yoğun ormanlarla kaplı yükseltileri büyük av hayvanlarının, ovalar ise kanatlı av hayvanlarının yaşama alanlarıdır. İlde kara avcılığı yanında, Karadeniz'de balık avcılığı da yapılmaktadır. Mevsimine göre her türlü balık avlanabilmektedir. Ayrıca, akarsu ve derelerde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. En çok alabalık, miryana, sazan avlanmaktadır.

    Kırklareli iklimi yörelere göre farklılık göstermektedir. Kırklareli merkezinde de karasal iklim hakimdir. Yıldız Dağlarının kuzeye bakan kesimlerinde Karadeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak yazlar serin, kışlar ise soğuktur. Denizden uzak iç kesimlerde ise karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve zaman zaman kar yağışlı geçmektedir.

    Yüzölçümü: 6.550 km²
    Nüfus: 318.866 (1997)
    İl Trafik No: 39
    Telefon kodu: 288


    İlgi Çekici Yerleri:
    Limanköy, İğneada, Kıyıköy (Midye) ve Çilingoz Koyları, Dupnisa Mağarası, İncekoru ve Kavaklı Meşe Orman İçi Dinlenme Yerleri, Vize Kalesi, Vize Mağara Manastırı, Midye Ayazma ve Manastırı, Hızır Bey ve Sokullu Mehmed Paşa Külliyeleri, Kadı, Bayezid (Paşa), Kapan, Eski Cami, Cerit Ali Paşa ve Gazi Süleyman Paşa Camileri, Alpullu (Sinanlı), Babaeski ve Lüleburgaz (Sokullu Mehmed Paşa) Köprüleri, Kadı, Kapan (Salıyeri), Kayımoğlu ve Alman Çeşmeleri, Zindan ve Binoklu Hasan Baba Türbeleri.

    Kıyıköy:Kırklareni’ne bağlı Kıyıköy İstanbul’un yakın çevresinde denizin mavisi ve karanın yeşilinin birleştiği güzel yer.
    Pabuç ve Kazan ırmakları arasında yüksek bir tepe üzerine kurulmuş köyün kıyılarında Karadeniz’in hırçın dalgalarının oyduğu koylar, mağaralar ve ilginç biçimli anıt kayalar var. Temiz havası ve denizi ile İstanbul’a yakınlığı gerek yazlık gerekse günübirlik geziler için Kıyıköy’ün cazibesini artırıyor. Antik çağlardan bu yana yerleşim olduğu bilinen köye Bizans sur kalıntılarının içinden geçilerek giriliyor. Kıyıdaki mağaraların eskiden korsanlar tarafından kullanıldığı söyleniyor. Nehir kıyısında bulunan kaya içine oyularak yapılmış Aya Nikola manastırının 3. yy’da yapılmış kolon kabartmaları, işlemeli sütunları ile kubbe ve kemerleri görülmeye değer. Köylülerin Neron Çeşmesi dedikleri tarihi çeşme epeyce harap durumda. Nehirler boyunca binbir çeşit kır çiçeğinin mis gibi kokuları, ötücü kuşların sonu gelmeyen konserlerinden gün boyu sarhoş olduysanız gün batımında tepeleri boyayarak kaybolan güneşin son ışıklarında Kartaltepe’de çayınızı yudumlayıp eşine az rastlanır

    İğneada:Haziran - Eylül ayları yaz sezonu yaşayan İğneada’ya çevre ilçe ve kentlerden akın edenler eşsiz kumsalın ve temiz denizin tadını çıkarıyorlar. Yılın diğer aylarında kumsal oto ve motokroscuların gözdesi. Jeeplerle, motorsikletlerle gelenlerin kros yaptığı kumsal deniz kabukları toplamaya meraklı olanlara da olanak sunuyor.
    İçecek kadar temiz bir denize sahip sahili el değmemiş, yağmaya uğramamış. Bu nedenle de doğal güzelliği eşsiz. İğneada tipik Karadeniz sahillerinin aksine yaz aylarında sakin ve dalgasız bir doğal liman. Kuzey rüzgarlarına kapalı.
    Bu arada Hamam ve Pedina göllerinden bahsetmek gerek. Bu göllerin ziyaretçileri Bulgaristan, Rusya ve Tuna Nehri deltasından gelen ördek, kuğu ve diğer kuş türleri. Yıldız Dağları’nın sık ve gür ormanlarla kaplı olması geyik, karaca, domuz, tavşan, tilki sansar gibi hayvanların yaşamasına uygun bir ortam sağlıyor. Avcılar için de gözde bir mekan oluyor.
    Alamana adı verilen büyük balıkçı tekneleri ile açık denizden yakalanan kalkan balığının yanı sıra eylülde lüfer, palamut bolluğu yaşanıyor. Orman içinde alabalık yemek ise ayrı bir imkan.
    İğneada’dan az ötesi başka bir ülke. Bulgaristan sınırına yakın bu kasaba ve çevresi çok sayıda doğal güzelliği barındırıyor. Bir çok kuş türüne barınak olan sazlarla kaplı küçük göller, Yıldız Dağları’na doğru ilerlerseniz yabanıl kara hayvanları göreceksiniz.

    Kirklareli Müzesi:1983 yılından itibaren başlayan ve çeşitli aralıklarla devam eden restorasyon, teşhir-tanzim çalışmaları 1993 yılında tamamlanmıştır.
    Bodrum hariç iki katlı betonarme olan yapının dörtcephesinde yayılan kemerli pencereler yer almakta olup, girişte dört sütuna oturan cumba vardır. Arkeoloji ve etnografya ****iyonları üst katta yer almakta, ayrıca giriş katında Kültür ve Tabiat sergi salonu bulunmaktadır.
    Esas amacı çevresinde geç kalmış olan tarihi araştırmalara merkez olmak, çeşitli bilimsel kuruluşlara yardım ve öncülük etmek olan Kırklareli Müzesi'nde halen 515 etnografik, 1110 arkeolojik ve 1882 adet de sikke olmak üzere toplam 3507 adet kayıtlı eser mevcuttur. Müzeye eser akışı ayrıca devam etmektedir. Bu eserler tarihi seyir itibariyle Prehistorik Dönemden Cumhuriyet Dönemine kadar oluşan bir zaman dilimini içermektedir.
    Yine müze müdürlüğünün asli görevi olarak yerine getirilen doğal ve kültürel gayrimenkul tescilleri de dikkat çekici çokluktadır. Bu amaçla ilimizde 98 arkeolojik, 3 kentsel, 13 doğal sit ve 155 adet de tek yapı olmak üzere toplam 269 adet tescilli gayrimenkul yapı ve sit alanı bulunmaktadır. Müze müdürlüğünce ilmi kazı çalışmaları yapılmakta, İstanbul Üniversitesi ve Trakya Üniversitesi ile de müşterek çalışmalar yürütülmektedir.



    İstanbul




    Neredeyse başlı başına bir ülke. Tarihi M.Ö. 5000´li yıllara kadar uzanıyor. Tarih boyunca kavimlerin ele geçirmek için yanıp tutuştuğu şehir gerçekten tarihi ve doğal güzellikleriyle Türkiye´de hemen ön plana çıkıyor. Herseyden önce dünyanın en güzel boğazına sahip ve iki kıta da toprağı olan tek şehir. Tarih boyunca en çok kuşatılan şehirlerden biri olan Istanbul bugün ise betonarme binaların kuşatmasına ve istilasına yenik düşse de her şeye rağmen gizemi kolay kolay bitecek gibi değil. Daha ılık olan Nisan-Mayıs sonu ile Eylül-Kasım ayları arası gezi için tercih edilmeli.

    Yüzölçümü: 5.712 km²

    Nüfus: 9.198.809 (1997)

    İl trafik no: 34

    Telefon kodu: 212 (Avrupa yakası)
    216 (Asya yakası)




    Bazı İlgi Çekici Yerleri:
    Sultanahmet Meydanı'nda Bizans dönemine ait bir Hipodrom bulunmaktadır. Burası kamuya açık bir yer olarak sütunlar, heykeller ve anıtlar ile süslenmiştir. Günümüzde İstanbul kültürel, tarihi ve turistik bir merkez sayılmaktadır. Bölgedeki eski Türk evleri orjinaline uygun olarak restore edilmiştir. Soğukçeşme sokağında 18. yüzyıla ait yapılar ve İstanbulu'un tarihini anlatan kitaplara sahip kapsamlı bir kütüphane bulunmaktadır.

    III. Ahmet Çeşmesi:Topkapı Sarayı'nın hemen girişinde bulunmaktadır. 1729 yılında Sultana bir hediye olarak yaptırılmıştır ve geleneksel Türk çeşme mimarisi özellikleri taşımaktadır.

    Rumeli Hisarı:Boğazın Avrupa yakasına yapılan Hisar surları, 1452 yılında İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından dört ay içinde yaptırılmıştır. Dünyanın en güzel ve en etkileyici hisarlarından biridir. İçinde çeşitli tiyatrolar, konserler ve folklor geceleri düzenlenmektedir. (Çarşamba günleri kapalıdır.)

    Galata Kulesi:62 m yüksekliğindeki kule şehrin, Haliç'in ve İstanbul Boğazı'nın muhteşem manzarasına karşı, 1348 yılında yaptırılmıştır. Kule içindeki restoran, cafe ve gece kulübü sıkça ziyaret edilen yerlerdir.

    Beyazıt Kulesi:85 m yüksekliğindeki bu kule İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu bölgede 1828 yılında Sultan II. Mahmut tarafından yangın kulesi olarak yaptırılmıştır.

    Şehir surları:Marmara Denizi'nden Haliç'e kadar 7 km boyunca devam eden surlar, şehri saldırılara karşı korumaları için, 5. yüzyılda Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Birçok kuleler ile ayrılan surlar zamanla restore edilmiştir. Bu surlar, UNESCO tarafından dünya mirası olarak ilan edilmiştir.

    Bozdoğan Sarnıcı:368 yılında İmparator Valens tarafından yaptırılmıştır. İki kemerli bu yapı 900 m olup, Bizans ve Osmanlı saraylarının su ihtiyacını karşılamıştır.

    KızKulesi:Şehre romantik bir anlam kazandıran bu yapı, küçük bir ada gibi durmaktadır. Kulesi 12. yüzyıldan kalmıştır. Bu günkü hikayesi ise 18. yüzyıldan günümüze ulaşmış ve kısa bir zaman önce restore edilmiştir. Ziyaretçilerine şık bir cafe/restoran ile unutulmaz geceler sunmaktadır.


    Yerebatan Sarayı:Ayasofya Camii´nin yan tarafındaki Yerebatan caddesinin altında bulunuyor. 565 yılında İmparator 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış olan saray, İstanbul´un kuşatılması sırasında şehir dışındaki su yollarının düşman tarafından bozulması karşısında su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan su sarnıçlarının en büyüğü. 70x140 m.lik bir alanı kaplıyor.

    Topkapı Sarayı:15. ve 19. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezi olan saray Marmara Denizi'nin İstanbul Boğazını gören manzara karşına inşaa edilmiştir ve bugün dünyadaki sayılı müzeler arasında yer almaktadır. Sarayın ilk bölümündeki avluda arkeoloji müzesne ait görkemli ağaçlar bulunmkatadır. İkinci bölümde ise, saraya ait mutfak bulunmakatdır. Burada Çin porselenleri, kristaller ve gümüş eşyalar ile birlikte sultanlara ait harem ve sultanların özel eşyaları sergilenmektedir. Sarayın üçüncü bölümünde "Saadet Kapısı"nın hemen ardında arzhane yani kabul odası, III. Ahmet'e ait minyatür koleksiyonunun bulunduğu bir kütüphane, padişahların kıyafetlerının sergilendiği bölüm, paha biçilmez takılar ve Hz. Muhamed'in kutsal mantosunun bulunduğu bir vitrin bulunmaktadır. (Salı günleri ziyarete kapalıdır.)

    Dolmabahçe Sarayı
    19. yüzyılın ortalarında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. 600 m uzunluğundaki köşk tamamıyla boğaz manzarasını görmektedir. Görülmeye değer odalar kabul odası, içinde bulunan 4,5 ton ağırlığındaki 750 mumluğu olup 56 sütun ile desteklenen görkemli kristal avize, ihtişamlı harem ve dünyanın her yerinden çeşitli kuş cinsleri bulunan büyük bir bahçe olarak söylenebilir. Cunhuriyetin kurucusu Ulu Önder Atatürk, bu İstanbul'un ikinci büyük Sarayı içinde 10 Kasım 1938'de hayata veda etmiştir. (Pazartesi ve Perşembe günleri kapalıdır.)

    Beylerbeyi Sarayı:Boğazın Asya yakasında bulunan bu sarayın Manolya ağaçları ile süslenmiş büyük bir bahçesi vardır. 19. yüzyılda Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmış ve padişahların yazlığı veya yabancı misafirlerin konakladığı bir yer olarak kullanılmıştır. (Pazartesi ve Perşembe kapalıdır.)

    Yıldız Sarayı:Saray, bahçe ve içinde bulunan cami ile birlikte 19. yüzyılda Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Sarayın çevresi dünyanın her yerinden getirtilen çiçek ve ağaç türleri ile süslenmiştir. Buradan boğaz manzarası tüm güzelliğiyle görülmektedir. Sarayın büyük odası herkes için ziyarete açıktır. (Pazartesi ve Perşembe günleri kapalıdır.)

    Sultan Ahmet Camisi:1609 - 1616 yılları arasında Mimar Mehmet, Sultan I. Ahmet için yapmıştır. Sultanahmet bölgesinde direk Ayasofya'nın karşısında bulunmaktadır. Altı minaresi ile en güzel camilerden biridir. Kubbenin yapısı ve içindeki mavi çiniler görülmeye değerdir. Yaz akşamlarında burada çeşitli dillerde gösteriler da yapılmaktadır.

    Süleymaniye Camisi:İstanbul'un en güzel camisi olarak bilinen ve Sultan Süleyman için yapılan bu cami Mimar Sinan tarafından 1550 - 1557 yılları arasında inşaa edilmiştir. Mimar Sinan'ın yaptığı hesaplamalara göre, nereden bakılırsa bakılsın Ayasofya'yı görmek mümkündür. İstanbul'un yedi tepesinden biri üzerine yapılan bu cami dört minaresi ve muhteşem mimarisi ile camları üzerine yapılmış büyüleyici işlemelere sahiptir. Bu cami orduya ait bir mutfak, bir tıp okulu, bir medrese, bir kervansaray, bir hamam ve bir de misafirhaneye sahiptir.

    Rüstem Paşa Camisi:Mimar Sinan'ın ölümsüz eserlerinden biridir. Sultan Süleyman'ın büyük veziri Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında yaptırılmış ve içindeki benzersiz İznik fayansları ile dikkatleri üzerine toplamıştır.

    Fatih Camisi:İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in mezarı ile 1463 ve 1470 yılları arasında yine İstanbul'un tepelerinden biri üzerine yapılmıştır. Medreselere, ordu mutfağına, misafirhaneye, hamamlara, bir kervensaraya ve bir de kütüphaneye sahiptir.

    Yorum yap


    • #3
      İzmit(Kocaeli)



      Kocaeli, sanayi kuruluşların yoğun olduğu illerimizden biridir. Ekonomik açıdan ülkemizin en gelişmiş illeri arasındayer alır. Kuzeyde Karadeniz kıyısından güneyde Samanlı Dağları'nın en yüksekkesimlerine kadar uzanan il topraklarına doğuda Sapanca Gölü, batıda daİzmit Körfezi birer sivri girintiyle sokulur.
      Eskiden denizci halkların yerleştiği Kocaeli yöresi, sanayinin gelişmeye başlamasına kadar ticaret ve ulaşım açısından büyük önem taşıdı. Sanayi kuruluşları demiryolu ve Karayolunun iki yanındabir çizgi üzerinde uzanır. Kocaeli ilinin merkezi olan başlıca sanayikuruluşlarının yer aldığı İzmit kenti ayrıca 'pişmaniye' adı verilen kendineözgü şekerli yiyeceği ile de anılır.


      Yüzölçümü: 3.626 km²
      Nüfus: 1.177 379 (1997)
      İl Trafik No: 41
      Telefon kodu: 262

      İlgi Çekici Yerleri:
      Pertevpaşa Külliyesi:Külliye, 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Cami, Çeşme Hamam, Medrese, Kervansaray ve Aşhane'den meydana gelmiştir. Külliyeden günümüze kalan eserler şehrin Yeni Cuma Caddesi'nin iki yanında sıralanmıştır.

      Fevziye Camii:Kemalpaşa mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki cami 16. yüzyılın ikinci yarısında İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan eseri olduğu düşünülen yapı 1884 depreminde tümüyle yıkılmış, yerine bugünkü cami yapılmıştır.

      Saatçi Ali Efendi Konağı- Etnografya Müzesi:Veli Ahmet Mahallesi, Alaca Mescit Yokuşu Sokağı üzerinde bulunan ve Müze-Ev niteliğini taşıyan konakta baş oda, yemek odası, gelin odası gibi düzenlemelerin yanısıra bölgenin kültürünü yansıtan etnografik nitelikte eserler sergilenmektedir.
      Konak, 29.9.1987 tarihinde Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

      İzmit Kasrı (Abdülaziz’in Av Köşkü): Demiryolu'nun kuzeyinde Saat Kulesi'nin yanındadır. Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından av köşkü olarak yaptırılmıştır. Müze olarak düzenlenerek 1967'de Arkeoloji Müzesi olarak hizmete girmiştir.
      Müzede Bithinya ve Nicomedia bölgelerinde bulunmuş Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler bulunmaktadır. İki katlı, Barok usulde yapılmış, cephesi mermer sütunlarla çevrili bu yapı, Dolmabahçe Sarayı'nın küçük bir örneğidir.
      Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk burada bir süre kalarak Fransız yazar Claude Ferrare ile görüşmüştür.

      Saat Kulesi:Arkeoloji Müzesi ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesini Mutasarrıf Musa Kazım Bey, Sultan 2. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır. Neo Klasik üslupta Hereke, Tavşancıl ve traverten taşlardan yapılmıştır.

      Süleyman Paşa Hamamı:İzmit Orhan Mahallesinde tipik bir Orhan dönemi hamamıdır. XV. asır sonlarına kadar mevcutlarının en ileri mimari tekniğini korumuştur.

      Sırrıpaşa Konağı:Hacı Hasan mahallesi Yeni Çeşme sokaktadır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı antık heykel ve mimari parçalar ile süslenmiştir. Konak, bugün ayakta kalan 19. yüzyıla ait tek sivil mimarlık örneği oluşu, bahçe duvarındaki antik eserler ve içindeki kalemişi bezemeler ile ilimizin önemli bir tarih hazinesidir.

      Üçtepeler Büyük Tümülüs:Merkeze yaklaşık 3 km. mesafede, eski İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. İzmit Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Geç Helenistik - Erken Roma çağına ait bir tümülüs mezar olduğu ortaya çıkmıştır.

      Gültepe Nekropol Alanı:Gültepe Mahallesinde, otoban yanındadır. Antik Çağ nekropolü ile Bizans dönemine ait kutsal yapı kalıntısı (Hipoje) karayollarının yaptığı yol açma çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. İzmit Müze Müdürlüğünün bölgede yaptığı arkeolojik çalışmalarla elde edilen küp, gözyaşı şişesi, ayna gibi daha çok Roma dönemine ait buluntular Müze'ye kazandırılmıştır.

      Gölcük, Beşkayalar Parkı, Değirmendere, Tahtalı Göleti ve Saraylı Köyü
      Ayrica İzmit ve çevresinin en ünlü gezi ve dinlenme noktaları Gölcük, Beşkayalar Parkı, Değirmendere, Tahtalı Göleti ve Saraylı Köyü´dür.


      Bursa



      Türkiye´nin en büyük kış ve doğa sporları merkezlerinden olan Bursa Uludağ´ı ile ünlü. Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin izlerini taşıyan şehir ´Yeşil Bursa´ adıyla da biliniyor. Günümüzde Türkiye´nin en temiz ve düzenli şehirlerinden biri olarak biliniyor. Bursa´yı ziyaret etmek için en uygun zaman Mart-Aralık arasındaki dönem. Kestane şekeri, yeşil medrese ve yeşil camii yöreye ait özelliklerden.

      Yüzölçümü: 11.043 km²
      Nüfus: 1.958.529 (1997)
      İl trafik no: 16
      Telefon kodu: 224


      İlgi Çekici Yerleri:
      Ulu Camii:1379´da yapıma başlanan Ulu Cami, tipik Selçuklu mimari tarzın izlerini taşıyor. Kuzey girişinden girildiğinde, 20 ayak tarafından desteklenen 20 kuppeli büyük salona giriyorsunuz. İç bahçe bulunan Cami´de, duvarlar ve sütunlardaki hattatlıklar kufi za da neşi tarzında yazılmıştır.Bursa´nın en büyük camisi olan Ulu Cami, 15.yy Osmanlı mimarisi. Yıldırım Bayezid Niğbolu zafer anısı olarak yaptırmış. Moğol istilasi sırasında Timur tarafından cami ahır haline getirilmişse de 1.Mehmet zamanında camii onarılmış ve bazı eklemeler yapılmış. Türkiye´nin en çok sayida kubbesi olan camiidir (20 adet).

      Atpazarı:1855 deki depremde ve 1957 deki büyük yangında ağır hasar gören atpazarı, kısa bir süre önce restore edildi. 1400 yılında yapılan bedesten ve hanları örten 14 kuppe en ilgi çekici yapıların arasında.

      Hisar
      Osmanlı ve Bizanslı dönemlerde restore edilen, Roma döneminde inşaa edilen bir duvardan sarılı hisarda, Osman ve Orhan Paşaların Türbeleri de mevcut.

      Yeşil Camii
      Merkezin bir kilometre doğusunda bulunan Yeşil Cami, Osmanlılardan kalan en önemli ve ilgi çekici camilerden biri.1419 yılında bizanslı kilisenin yerine 1. Mehmet tarfından inşaa edilen cami, 1855 deki depremde ağır hasar gördü, ancak yine de tümüyle bütün bir yapı...Yeşil Cami Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmış. 1863 yılında Fransız mimar Leon Pereuye tarafından onarılmış. Adını iç duvarlarındaki yeşil çinilerden almış.

      Yeşil Türbe:Yeşil Cami´nin karşısında bulunan Yeşıl Türbe, 1. Mehmet´e ait. Sekizköşeli kuppe yapısı türbe, zamanında tümüyle içten ve dıştan yeşil fayanslarla kaplı idi.

      Çekirge Kaplıcaları:Bursa´nın kuzeyindeki Çekirge´de, bölgenin en ünlü kükürtlü ve demirli kaplıca hamamları bulunuyor. Roma İmparatorluğu döneminde bile kullanılan sıcak kaynaklar, o zamanlar "Basilika" olarak adlandırılıyordu.

      Bursa Müzeleri
      Bursa Müzesi
      Bursa Arkeoloji Müzesi
      Bursa Atatürk Müzesi
      Mudanya Mütareke Evi Müzesi
      Mudanya Tahir Paşa Konağı
      Türk İslam Eserleri Müzesi
      Yenişehir Şemaki Evi Müzesi
      17. Yüzyıl Osmanlı Evi Müzesi
      İznik Müzesi

      Uludağ:Türkiye´nin en gözde kış sporları merkezi olan Uludağ´ın antik ismi Olympos. En yüksek noktası 2543 metre olan bu dağın etrafinda son derece geniş imkanlarla donanmış tesisler bulunuyor. Gezmek ve kayak için için Aralık- Nisan aylar en iyi dönemdir. Eğer giderseniz, Sirk Gölleri ve Kar Adam Şenlikleri de görülmeli.


      Balıkesir





      Balıkesir ile coğrafi konumu sebebiyle ülkemizin en haraketli, en hızlı gelişen ilidir. Doğusunda Bursa, Kütahya, güneyinde İzmir, Manisa, batısında Ege Denizi, Çanakkale, kuzeyinde Marmara Denizi ile çevrilidir. Balıkesir, birçoğu Marmara ve Ege kıyılarında yeralması sebebiyle haraketli bir turizme sahip olan 19 ilçeyi kapsamaktadır. 909 adet köyü vardır. Balıkesir ili, Ankara, İzmir, İstanbul, Çanakkkale ve Bursa' ya asfalt, İzmir, Eskişehir, Ankara ve Bandırma' ya demiryolu, İstanbul' a Bandırma üzerinden demiryolu ile bağlıdır. Marmara Adası ile Türkeli (Avşa ), Paşalimanı, Ekinlik adalarına ulaşım ise, Erdek' ten deniz yolu ile sağlanmaktadır. Bandırma' dan İstanbul' a feribot ile her gün gündüz ve gece olmak üzere yaklaşık dört saat süren iki sefer yapılmaktadır. ıyılarında ılıman iklimin hüküm sürdüğü Balıkesir ili, iç kesimlerinde karasal iklimi yaşamaktadır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 15 derecedir. Arazi ve iklim yapısının elverişli olması nedeniyle her türlü tarım ürününün yetiştirildiği ilin %33' ü tarım arazisidir. Zeytin üretimi başta olmak üzere hububat, tütün, şekerpancarı ve pamuk yetiştirilmektedir. Bunun yanında ilin %45' i orman, %8' i meradır. Altınoluk' ta bulunan Kazdağları ise çok önemli bir oksijen kaynağıdır.

      Yüzülçümü: 14.292 km²
      Nüfus: 1.030.978 (1997)
      İl trafik no: 10
      Telefon kodu: 266

      İlgi Çekici Yerleri:
      Kara İsa Bey Türbesi:Kentin kurucusu Kara İsa Beyin ve beş oğulununmezarlığı ölümünün´den sekiz yıl sonra Mustafa Fakih Mahallesinde yapıldı (1330). Tabut´ta kufi yazılar yer alıyor.

      Saat Kulesi:Şehir merkezinde bulunan Saatkulesi, 1987´deki depremden sonra rokoko ve Empire tarzında yeniden düzenlendi. 1877´de aynı yerde İstanbuldaki Galata Kulesine benzıyen tarzda bir kule duruyodu.

      Yıldırım Külliyesi:Yıldırım Küllyesi medrese, hamam ve bir camii´den oluşuyor. Camii 14. yüzyılın sonlarında Yıldlırım Beyayit tarafından bağışlandı ve sonradan defalarca restore edildi.

      Zaganos Paşa Küllyesi:Fatih Sultan Mehmet´in hocalarından biri olarak bilinen Zaganos Paşa, 1461´de bağışladığı Camii ve yapıları Kara İsa Bey Türbesi yakınlarında yaptırdı. Camii´nin yanı sıra, Hamam, Çeşme, Kuranokulu, Kütüphane ve 1466 inşaa edilen Zaganos Paşanın türbesi bulunuyor.

      Yorum yap


      • #4



        Ege Bölgesi


        Anadolu en güzel manzaralarını Ege kıyılarında sunar, dersek abartmış olmayız. Heredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler ve yarımadalar, koylar ve plajlar peş peşe sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla iç içe yaşamış bu bölgede, adım başına tiyatroları, tapınakları, agoraları ile ünlü antik kentlere rastlarsınız. Homer'in ölümsüzleştirdiği Truva, büyük bir devletin başkentliğini yapmış olan ve zamanının kültür ve sanat merkezi Bergama, tanrıların kutsadığı bu topraklar üzerinde yer alır.

        Ege Bölgesinde yer alan iller Afyon, Aydın, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla ve Uşak'tır. Güzel denizi ve şifalı sularıyla Akçay ile çam ve denizin kaynaştığı nefis bir manzara içindeki Ayvalık, "Zeytinlikler Rivierası" adı da verilen Edremit Körfezi'nde yeralır. Körfez sahillerinden güneye indiğinizde, Dikili ve Çandarlı gibi sayısız güzel tatil yerlerinden geçerek bir zamanlar kahraman Türk denizcileri ile ün salmış Foça'ya varırsınız. Lidya kralı zengin Kresus'un başkenti Sart'ı görmek isterseniz sahilden iç kesime yönelmeniz gerekir.
        Kendi adını taşıyan körfezin içine yerleşmiş olan İzmir, modern ve hayat dolu bir kenttir. İzmir aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak size keyif verecektir. İzmir'in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme yarımadası uzanır.

        Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun düşünsel etkinliklerle de adını duyuruyordu. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı, heykeller, tapınaklar, tiyatrolar, çarşılar, kütüphaneler, bu antik kentin ününü simgeleyen mimari eserlerdir. Daha güneyde, Milet'li büyük mimar Hippodamos tarafından yaratılan geometrik planı ile Priene antik şehrine rastlayacaksınız. Milet, çağının büyük bir ticari ve düşünce merkezi idi ve burada bilim, önemli ilerlemeler kaydetti. Didim, antik kent olmamakla birlikte Apollo'ya adanmış görkemli tapınağı ile ünlenmiştir.

        İzmir-Antalya yolu üzerindeki Aphrodisias (Geyre) önemli bir kültür ve sanat merkezi idi ve heykelcilik okulu ile ün yapmıştı. Aynı yol üzerindeki dünyaca tanınmış Pamukkale'ye uğramadan geçeceğinizi düşünemiyoruz. Oluk oluk akan kalsiyum yüklü sıcak sular, zamanla bu doğaüstü manzarayı oluşturmuştur. Dünyada bir eşine daha rastlanmayan bu oluşumu izlerken havuzlarındaki şifalı sularında banyo yapmanız da mümkündür. Antik Hierapolis'in kalıntıları bu kalsiyum teras yığınının arkasında yer alır.

        Ege Bölgesi'nin güneyinde çok sevilen tatil yerlerinden ilk akla gelenler Bodrum, Marmaris, Datça, Köyceğiz ve Fethiye'dir. Bodrum (eski Halikarnas), Heredot'un anavatanıdır; buradaki kral Mausolos'un mezar anıtı dünyanın yedi harikasından biri sayılmaktadır. Modern bir marinaya sahip olan Marmaris etrafını çevreleyen yeşil dağ ve tepeleriyle, pırıl pırıl deniziyle çok cazip bir tatil yeridir. Marmaris, yakınlarında çiçeklerle bezeli Datça, biraz daha ileride doğal kırlarıyla Köyceğiz Likya Mezarları ve Ölü Denizi ile Fethiye sonsuz mavi bir denizin ve uçsuz bucaksız kum cennetinin üzerinde sıralanırlar.


        İzmir




        Türkiye'nin batısında bir Ege kenti olan İzmir eski adıyla Symrna, Türkiye'nin üçüncü büyük şehridir. İstanbul'dan sonra en önemli limanlara ve ticaret yerlerine sahiptir. İzmir körfezini içine alan şehir, Ege kıyıları içinde en güzellerinden biridir. Körfezin gerisinde yaklaşık 30 km kadar içeriye uzanan şehrin arkasında Manisa (1517 m) ve Nif (1510 m) dağları yer alır. 1922 yılında çıkan büyük yangından sonra hasar almış olamsına rağmen, İzmir yine de tüm güzelliğini korumuş yeniden modern bir şekilde yenilenmistir ve antik yapılarıyla ziyaretçilerine unutulmaz anılar yasatır. Özellikle doğudaki Akdenize çıkılan yat gezileri için turistlerin başlangıç noktası olarak, her yıl milyonlarca insanı ağırlar. Ekonomik açıdan da büyük önem taşıyan şehir, gemilerle yapılan ticaret sayesinde Batı Anadolu'nun da birçok ihtiyacını karşılar. İzmir Türkiye'nin finans merkezi olarak düzenlenen çeşitli fuarlar sebebiyle önemli bir şehirdir. Bunun yanı sıra sanayi, tekstil, tütüncülük, gıda ve kimyevi maddeler açısından da büyük önem taşır. Şehirde yapılan halılar çok ünlüdür. Şehrin esas ihraç ürünleri arasında tütün, penye, kuru üzüm, incir, zeytin ve zeytinyağı yer alır. Ayrıca İzmir'de büyük bir üniversite, yüksek okullar ve NATO temsilciliği bulunur.Havanın çok sıcak olmadığı Mayıs ayı ve Haziran ayının ilk haftaları ile Eylül ayı ortaları gezi için idealdir.

        Yüzölçümü: 11.973 km²
        Nüfus: 3.114 859 (1997)
        İl trafik no: 35
        Telefon kodu: 232

        İlgi Çekici Yerleri:


        Bayraklı
        İzmir´in 9 km. kuzeyinde bulunan Tepekule´deki höyüktür. M.Ö. 3. bin yılında İzmir´in ilk kurulduğu yer olması dikkat çekmektedir. M.Ö. 2000-1000 yılları arasında Hellenistik çağı yaşayan bu bölge M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına kadar ayakta kaldı. 1948-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi Profesörü Ekrem Akurgal ve Cook tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonunda İzmir´in en parlak çağı olan M.Ö. 7. yüzyıla ait Megaron tipi kerpiçten oval şekilli bir ev, tapınak, kapı, sur ve çeşme kalıntıları ortaya çikarildi. Kalintilarin kuzeyinde bulunan mezarlar içinde en büyük Tantalos mezari (4. yüzyil) kayaya oyulmus iki oda halindedir.

        Hisar Camii
        İzmir camilerinin en büyüğü ve en gösterişli olanıdır. Fevzipaşa Caddesi´nde, 899 no.lu sokağın sonundadır. Adı Timur tarafından 1402 yılında yıktırılan hisarın aşağı kapısı önünde bulunduğundan ´Hisar Camii´ dir. 1579 yılında yapılmakla beraber Özdemiroglu Molla Yakup tarafından (miladi 159 son şekli verilir. 1881 tarihinde onarıldığı biliniyor.

        Kadifekale
        İzmir´i ve körfezini iyi gören, çok güzel bir manzaraya sahip, şehrin güneyinde bulunan 186 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir. Büyük Iskender´in emri ile M.Ö. IV. yüzyılda generaller Lysimachos ile Antigone tarafından İzmir halkının Pers savaşlannda gösterdikleri yardıma karşılık inşa edilen hediye mahiyetinde bir yapıdır. 1688 yılında yer sarsıntısından zarar görse de Osmanlılar tarafından onarılmıştır.

        Saat Kulesi
        Konak Meydanı´nda, Konak Camisi ile deniz arasında bulunmaktadır. Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından II. Abdülhamit´e, tahta çıkışının 25. yıldönümünde bir armağan olmak üzere 1901 yılında yaptırılır. Kulenin saati ise Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. Bu yüzden ilk adı ´Hamidiye kulesi´ idi. Kulenin bir başka özelliği ise 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan işgalinde gazeteci Hasan Tahsin tarafından Yunanlılara karşı ilk kurşunu bu kulenin önünde atılmış olmasıdır. 1974 yılında kule yanına İlk Kurşun Anıtı dikilmesi bundandır. 1974 yılında depremde zarar gören kule ve saat 1976 yılında onarılarak eski haline getirildi.

        Kültür Parkı
        1922´deki Büyük Yangında zarar gören Semtte yeralan Kültürparkında, bugün modern Fuar Alanı, parklar ve eğlence mekanları ve zoolojik park bulunuyor.

        Tarihi Asasör
        Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacıile, 1907 yılında bir asansör inşa edilmiştir.50 m. ‘ lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu.Buraya inşa edilen asansör kulesi ile, iki semt arası birleştirilmiştir.Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektirikle çalışır duruma getirilmiştir.1994 yılında yapılan ikinci restorasyonda Asansör Sokağının çevre düzenlemesi yapılarak, hizmete sokulmuştur. Ansörün cafe, restoran ve barında keyifli bir vakit geçirebilirsiniz.

        Roma Yolu
        Roma ya da Altın Yolu olarak adlandıran kalıntılar, eski bir Roma kentin parçasıydı.Uzunca gelişen Roma yolun batısında, bir de Asklepiotapınağını ve Vetatapınağını bulabilirsiniz. 17 km´lik Roma döneminden kalma su kanalılı da görebilirsiniz.

        Karşıyaka
        Eski evleri arkalara sıkıştırmış modern yapıları ile Karşıyaka, büyük bahçeli konakların bulunduğu Bornova, eski levanten köşkleri ile Buca ve kaplıcaları ve çiçek seraları ile Balçova. Balçova’dan teleferikle çıkılıp kendir pişir - kendin ye usulü sofralar kurulan teleferik, Karşıyaka’nın arkasını verdiği ve üzerinde krater gölü bulunan Yamanlar tepesi... İzmir’de gezilip görülecek çok yer var daha.

        Kültür, sanat ve eğlence
        İzmir uzun yıllardan bu yana kültürel bir merkez olarak birçok kültürel olaya ev sahipliği yapmaktadır. Ege Filarmonisi uluslararası üne sahiptir. Uluslararası kültür ve sanat festivalleri her yıl birçok Türk ve yabancı sanatçıyı ağırlar. Bu festivaller için, Antik Efes Tiyatrosu'nun önemi her yıl giderek daha da artmakatadır. Özel sponsörlerin desteğiyle caz, blues ve klasik müzik konserleri düzenlenmektedir. Sayısız restoranlar, barlar ve cafeler Alsancak, Kordon Boyu, Karşıyaka ve Kültür Parkı gibi meşhur yerlerde bulunurlar. Ayrıca bölgenin yemekleri ve şarabı da çok meşhurdur

        Yorum yap


        • #5
          Aydın




          Aydın, Büyük Menderes Nehri´nin suladığı geniş ovada, Akdeniz ikliminin yetiştirdiği bütün bitkileri içeren bir tabiat zenginliğine sahip. Bu zenginlik antik çağlarda yöreyi en üst uygarlık seviyelerine yükseltmiş. Efeler ve incir diyarı olarak da bilinen Aydın´ın zeybeği de meşhur. Tipik Akdeniz ikliminden biraz farklılık gösteren Aydın´ın gezi için en uygun zamanı Mayıs - Eylül ayları arası.

          Yüzölçümü: 8.007 km²
          Nüfus: 899. 980 (1997)
          İl trafik no: 09
          Telefon kodu: 256


          İlgi Çekici Yerleri:Aphrodisias antik şehri mutlaka görülmeli. Arpaz Kalesi Nazilli-Bozdoğan arasındaAkçay´ın doğusundaki tepe üzerinde bulunan kale Selçuklu dönemine ait. Körteke Kalesi Bozdogan ilçesine bağlı Körteke köyü ile Örencik köyü arasında doğal bir tepenin üzerinde bulunuyor. Bafa Bafa gölü içinde bir ada üzeride bulunan kale. Tralles Aydın’ın 1 km. kuzeyinde Topyatağı mevkiinde. Tarihi M.Ö. 4000 yılına kadar uzanıyor. Nyssa Aydın’ın 33 kilometre doğusunda Sultanhisar ilçesinin 3 km. kuzeyinde yer alıyor. M.Ö. 3. yy´ın yarısında kurulmuş. Aphrodisias Karacasu’ya 12 km. uzaklıkta, Geyve köyü sınırları içinde, halen kazıların sürdüğü bir tarih hazinesi. Antik ismi Nineo olarak biliniyordu. M.Ö. 1. yüzyılda Grek tanrıçası Afrodit’e ithafen Aphrodisias adı ile anılmaya başlandı.

          Ağaçarası Camii
          Üveys Camii olarak da bilinen bu Camii, Köprülü semtinde bulunuyor 1565 yılında kurulmuş olan Ağaçarası Camii, barok sanatında bir mimari tarzda yapılmış.

          Cihanoğlu Camii
          Cıhanoğlu ya da Cihanzade olarak da tanınan Camii, 1756 yılında yapılmış. Şadırvanı oniki sütun ve mermer kalıplarla döşeli. Barok sanatı tarzında çok güzel bir örnek.

          Aydın Müzesi
          Aydın arkeoloji ve etnografya müzesi zaman içerisinde Aydın merkez ve ilçelerinden gelen eserlerle zengin koleksiyonlara sahip olmuştur. Müze salonlarında teşhir 3 ****iyondan oluşmaktadır. Arkeoloji ****iyonu, Sikke ****iyonu ve Etnografik Eser ****iyonu.

          Osmanoğlu Külliyesi
          1699 ile1707 yılları arasında geliştirilen ve Nasuh Paşa tarafından bağışlanan Osmanoğlu Hanı ile beraber, 20 odalık Medrese, bir Camii ve de bir hamam yapıldı. Hamam bügün Paşa Hamamı olarak anılıyor.

          Süleyman Bey Camii
          Barok sanatı tarzında yapılan Süleyman Bey Camii, bölgenin en güzel camiilerden. 1683´te inşaa edilen yapının şadırvanı piramid şeklinde kuppesi var.

          Muğla





          Muğla ili, Anadolu'nun güneybatı köşesinde yar alır. İl topraklarının yarısı Ege bölgesi, yarısı da Akdeniz Bölgesi'nin sınırları içindedir. Tarihi ve arkeolojik değerler açısından çok zengin olan Muğla ili ayrıca doğal güzellikler nedeniyle de ülkemizin en önemli turistik yörelerindendir.
          İlin en önemli özelliklerinden biride yabani olarak dünyanın hiçbir yöresinde olmayan ve günlük ağacıda denen sığla ağacının il kıyılarında topluluklar oluşturmasıdır. Düzensiz yapılaşmanın verdiği zararlar ve buraya yumurtalarını bırakan deniz kaplumbağaların soyunun tükenmesine karşı, il kıyılarının bazı bölümleri koruma altına alınmıştır.


          Yüzölçümü: 13.338 km.²
          Nüfus: 640.011 (1997)
          İl trafik no: 48
          Telefon kodu: 252


          İlgi Çekici Yerleri:
          Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçoğunun bağlı olduğu ilin merkezi Muğla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için.
          Kent merkezi sivil mimarinin çok güzel örneklerini barındırmaktadır. Kentin ara sokaklarında yürürseniz, "Muğla Evleri"nin çok güzel örneklerini görürsünüz. 1080 yılında Selçukluların, 1096’da tekrar Bizans’ın1284’de Menteşeoğulları’nın eline geçen kent 1390’da Osmanlı topraklarına katıldı.
          Kentin başlıca dini yapıları Kurşunlu Camisi (1494), Pazar yeri Camisi (1843), Şahidi Camisi (184, Şeyh Camisi (Şeyh Bedrettin Mahallesi’nde, 1565) Ulu Cami (Elektrik Fabrikası karşısında, 1344)’dür. Osmanlı yapısı Çaputçu, Yanık, Çöllüoğlu ve Sünnetçi hanları görülmeye değer.
          Muğla’nın doğu tarafında, Özlüce Köyü’nde bir Turolian Park oluşuyor. Boynuzlugiller, gergedangiller, hortumlu memeliler, domuzgiller ve atgiller ailelerinden önemli fosillerin bulunduğu alanda kazı ve araştırmalara devam edilmektedir. Bir süre sonra belki de ülkemizin en ilginç doğa müzesi burada oluşacak.


          Denizli





          Denizli, yerli ve milli Türkmen kültür dokusuyla, antik çağlardan günümüze uzanan tarihi ve doğal güzellikleri, gelişmiş sanayi ve tarımsal zenginliklerine ilaveten, ayrıca bir turizm kenti olma özelliğine de sahiptir.
          Denizli ekonomisinde önemli bir yeri olan turizm sektörü, son yıllarda büyük gelişmeler göstermiştir. Ayrıca mevcut potansiyeller değerlendirildiğinde daha başka turizm alanları yaratılabilecektir.Turizm arzının, mevcut her türlü kaynağı değerlendirerek genişletilmesi ve talep edenlerin faydalarına sunulması, turist girişlerini, gelir ve kazançları arttırabilecek, buna paralel olarak yeni olanaklar ve ekonomik değerlendirmeler gündeme gelecektir. Böylece turizm hareketlerinde faaliyet tüm yıla yayılarak, yaz sezonu gibi yerleşmiş klasik kalıpların dışına çıkılmış olacaktır. Bu bağlamda, yaz turizminden çok az pay alan yöreler ve tesislerde sisteme dahil olacak, ulaştırma faaliyetleri, istihdam, eğitim ve araştırma gibi diğer alanlarda da yıl boyunca bir hareketilk ve canlanma sağlanacaktır.
          İlin sahip olduğu jeotermal kıymetler, eskiden beri zenginliği ve yurt çapına yayılmış farklı özelliklere sahip olması nedeniyle dikkat çekmiştir. Gerek merkezi yönetim, gerekse yerel yönetimler ve kişisel girişimler sonucu çok sayıda tesis faaliyet göstermektedir. Denizli'de Turizmi, tarihi yerler görmenin de dışına taşırmak önemlidir. Kongre turizmi, yayla turizmi, kış turizmi, termal turizmi, üçüncü kuşak yaş turizmini ve olabiliyorsa dinsel turizmi fonksiyonel ve kurumsal boyutta yapılması gündemdedir. Denizli ve çevresinde bu potansiyel fazlasıyla bulunmaktadır.

          Yüzölçümü: 11.868 km²
          Nüfus: 816.250 (1997)
          İl trafik no: 20
          Telefonkodu: 258


          İlgi Çekici Yerleri:

          Mesire Yerleri
          Denizli kent merkezi yakınlarındaki kaynak suların çevresi mesire yeri olarak düzenlenmiştir. Kentin yakın çevresinde bir çok mesire yeri bulunmaktadır. Ağaçları ve kaynak suları ile Gökpınar, Acıpayam yolu üzerinde kır gazinosu ve lokantası bulunan Vali Çeşmesi, Hisar Değirmenleri, Honaz’da Kocapınar, Güney ilçesi yakınındaki Güney Çağlayanı en çok rağbet gören yerlerdir. Kır gazinoları ve lokantalarının en popüler yemeği kuyu kebabıdır. Başta alabalık olmak üzere yayın, sazan gibi tatlı su balıkları da yiyebilirsiniz.

          Yeşildere Şelalesi
          Yüksekliği 55 metre olan ve kışın yağışların etkisiyle genişliği altı metreye yayılan şelalenin zemini, sünger görünüşlü kayalar ve zümrüt yeşili yosunlarla kaplı. Çevresi ise ilginç kök yapısıyla dikkat çeken 300-400 yaşındaki anıt çınar ağaçları ile çevrili. Şelalenin devamında alabalık üretim tesisleri var. Çevresi çam ormanı kaplı bölge, avcılığa, yürüyüşe ve jeep safariye oldukça uygun.
          Yol üzerinde üzüm bağlarına ve bu üzümleri kaynatarak şıra ve pekmez yapan köylülere; yani bildik köy manzaralarına rastlayacaksınız.

          Laodikeia
          Denizli-Pamukkale yolunun 5. km’sinden sola sapılınca tiyatronun önüne çıkılıyor.
          İncil’de sözü geçen Anadolu kiliselerinden biri Laodikeia’da bulunuyor. Kent, daire biçimi surlarla çevrili. Biri kuzey, diğeri kuzeydoğuda iki tiyatro kalıntısı vardır. Büyük tiyatro 50, küçük tiyatro 45 basamaklı. Kentin en iyi korunmuş yapısı çeşmesidir. Çok sayıda kabartma ve heykelle süslü çeşmenin havuzunun iki yanında sütunlar var. Roma Dönemi su yollarının kemerleri günümüzde de görülebilmektedir. Kimi yerlerde 100 metre yüksekliğe ulaşan kemerler bulunmaktadır. Stadion kentin güney ucundadır. Yazıtından 79 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca İon tarzı tapınak, odeon ve gymnasion kalıntıları görülebilmektedir. Ancak bunlardan çok az şey günümüze ulaşabilmiştir. Kent dokumaları ve özellikle iç çamaşırları ile ünlüydü. Denizli’nin tekstilciliğinin tarihi kökleri olduğu anlaşılıyor.

          Tripolis
          İl sınırları içinde yer alan iki antik kent daha var, Laodikeia ve Hierapolis dışında. Tripolis, Denizli’nin 40 km güneyinde ve Buldan ilçesine bağlı Yenicekent kasabasının doğusundaki bir yamaca kurulmuş. Kent bir Lidya kenti. Colossae antik kenti ise Denizli’nin 25 km doğusunda ve Honaz’ın 2 km kuzeyinde. Frigya’nın 6 büyük kentinden biri olan Colossae’den bugüne çok fazla bir şey ulaşmamış.

          Pamukkale
          Denizli’nin turistik önemi travertenleriyle ünlü Pamukkale’den geliyor. Çoğu pamuk dağına benzeyen beyazlıkta, bir kısmı da ebem kuşağı gibi rengarenk travertenler Çaldağ’ın güney yamacından çıkan ve kalsiyum oksit içeren ırmağın sularıyla oluşmaktadır. Sudaki karbondioksit uçuyor ve geriye kalsiyum kalıyor. Güneş ışığının da etkisiyle beyazlama oluşuyor.
          Testi ve benzeri şeyleri suya atarak üzerinin kaplanmasını sağlayan çevre sakinleri bunları turistlere satmaktadır.
          Pamukkale sadece ender görülen bu özelliği ile değil aynı zamanda şifalı kaplıca özelliği ile de ilgi çekmektedir. Çok eski çağlardan beri kaplıca olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Bir çok hastalığa yararlı olan termal suların en çok güzelleştirici etkisi ilgi çekiyor.
          Eşsiz travertenleri oluşturan ve şifa veren suların iyi kullanılmaması bu doğa harikası için tehlike çanları çalmasına neden oluyordu. Son yıllarda alınan önlemlerle travertenler yeniden eski beyazlığına başladı. Yazın serin, kışın ılık olan ve termal olarak yararlanılan suyun, travertenlerin yanında tarihsel zenginliği de büyük Pamukkale’nin.
          Vücut ısısındaki su, artık sadece travertenlere veriliyor. Tepedeki turistik tesisler yıkıldı ve kirlilik yaratan nedenlerden biri ortadan kalktı. Düne kadar travertenler üzerinde yürünebiliyor, traverten havuzlara girilebiliyordu. Şimdi buna da izin verilmiyor, ancak vadinin alt kesiminde yapay olarak oluşturulan nispeten büyük havuzlara girilebiliyor. Her şey bu doğa harikasının korunabilmesi ve gelecek nesillere tahrip olmadan ulaştırılabilmesi için.

          Hierapolis
          Kenti Bergama krallarından II. Eumenes’in kurduğu ve adının da efsaneye göre Bergama’nın kurucusu Talephos’un karısı Hieda’dan geldiği sanılmaktadır. MÖ. 133’de II. Attalos’un vasiyetnamesine göre Bergama Krallığı ile birlikte Hierapolis de Romalılara miras olarak bırakılmıştır. MS. 17’de büyük bir depremle yıkılmış. Yeniden kurulan kent MS. 2 ve 3. yy’larda gelişti. Hıristiyanlık daha önce Musevi olan kent halkı arasında hızla yayıldı. Bu arada İsa’nın havarilerinden St. Apostle Philip de burada öldürüldü. Anıt mezarı kentin yukarısında çal Dağı’nın eteklerinde.
          Bugün gördüğümüz kent bir çok deprem geçiren bölgede Romalılarca kurulan sonuncu kenttir. Antik kent travertenlerin hemen yanındaki Pamukkale Müzesi’nden başlanarak gezilebilir. Müze içindeki eserlerin değeri yanında yapının özelliği ile de dikkat çekicidir. Burası antik kentin büyük hamam yapısının küçük odasıdır.
          Kent 300 x 3.000 m. boyutlarındaki bir terasın üzerine kurulmuştu. Doğu-batı, yönünde her iki yanında dükkanların bulunduğubir ana cadde uzanıyordu. Platoda ilk karşılaşacağınız oldukça iyi korunmuş yapı kentin hamamlarıdır. Hamamın arka tarafında (doğu) palaestra yer alıyor. Yapının güzel ve kuzeyde yan kanatlarında iki büyük oda bulunuyor. Bunlar imparatora ve törenlere ayrılmışlardı. Avlunun batı kenarı boyunca uzanan geniş salonda spor aktivitelerinin yapıldığı düşünülüyor. Buradan hamamın soğuk ve sıcak odalarına geçiliyor.
          Hıristiyan Bazilikası Hamam yapısının arka tarafındadır. M.S. 6. yy’da yapılmıştır.
          Yeni yapı yüzme havuzu ve gazinonun arkasında anıtsal çeşmeve tuvaletler son yıllarda ortaya çıkarıldı. İyi korunmuş ve iyi restore edilmiş tiyatronun kabartmaları müzede görülebiliyor. Biraz ayrık yerde gördüğünüz kalıntı St. Philip’e adanmış kiliseye aittir. Sütunlu caddenin sonunda Domitian Takı yer alıyor. Onun ilerisinde hamam yapılarının kalıntıları bulunuyor. Kentin en önemli bölümü çok iyi korunmuş durumdaki nekropolüdür. (Mezarlık). Tümülüs, lahit ve ev tipi mezarlar yolun iki tarafında 2 km. boyunca uzanmaktadır. Geç Hellenistik Dönem’den Erken Hıristiyanlık Dönemine bir sürede oluşmuştur.

          Karahayıt
          Pamukkale’nin 5 km uzağındaki Karahayıt köyünün şifalı suları, hamamları Pamukkale ile aynı özellikleri göstermektedir. Travertenler ve antik kent çevresinde fazla yapılaşmanın önlenmesi için turistik tesis yapımına bu bölge açılmıştır. Nitelikli otel ve tatil köyü kurulmaktadır.
          Pamukkale’deki travertenlerin bir benzerini, yeraltında, bir mağarada görmek ister misiniz?
          O zaman Denizli’den’den ana yola çıkıp Afyon tarafıne seyretmek gerekiyor. Kaklık beldesinde, sola Çimento Fabrikası yoluna giriliyor ve 6 km sonra Kaklık mağarası ağzına ulaşılıyor.
          Çağlayarak akan suların içinden geçip aşağı inildiğinde bir doğa harikası olarak traverten oluşumları çıkıyor karşınıza. Mağaranın ışıklandırılarak turizme açılması için çalışmalar yapılıyor. Biri yer üstünde, diğeri yer altında iki doğa harikasını arka arkaya görmek çok güzel bir duygu yaratıyor.

          Yorum yap


          • #6
            Kütahya




            İç Ege´de topraklarının % 48`i ormanlarla kaplı eşsiz güzellikleriyle adını duyurmaya çalışan Kütahya tarih, doğa, sanat ve kültürün kucaklaştığı bir şehrimizdir. Dünyaca ünlü Aizanoi harabeleri ile turistlerin dikkatini çekmekte olan ilimiz daha çok çini ve porselen üretimindeki başarısı ile akıllarda yer etmiştir. Kütahya iklimi, Ege , Marmara ve İç Anadolu iklimleri arasında bir geçiş iklimi niteliği taşıyor. Gezmek için en uygun ay Nisan-Haziran ve Eylül-Kasım arasındaki dönem. Kütahya denilince akla çini geliyor. İznik gibi sadece tarihte değil, bugün de çini geleneği sürüyor Kütahya´da… Sonra Mesir macunu, şenlik zamanı orada bulunmasanız bile kavanozlarda her zaman bulabileceginiz yöreye özgü bir macun karışımı.
            Tarihten bugüne çinileriyle haklı bir üne ulaşmış Kütahya’ya girişte sağlı sollu Porselen ve Çini atölyeleriyle, satış mağazalarıyla karşılaşacaksınız. Üretimde artık son teknoloji kullanılıyor. Ama atadan kalma yöntemlerle çiniler üreten atölyeler de yok değil. İster büyük satış mağazalarından, ister Çiniciler Çarşısı’ndaki ve Kütahya’nın değişik yerlerindeki küçük dükkanlardan alışveriş edebilirsiniz.
            Çini beldesi Kütahya, tarihte Seramorium diye anılmış. Bugün Kütahya çinileri, dünyanın dört bir yanındaki müzelerde sergileniyor. İngiltere’nin üniversite kenti Cambridge müzesinin en kıymetli parçalarının Kütahya çinileri ve seramikleri olduğunu biliyormuydunuz? Zaman ayırıp ta gezmek isterseniz, önce kenti yukarıdan seyretmek için Hıdırlık Tepesi’ne çıkmalısınız.

            Yüzölçümü: 11.875 km²
            Nüfus: 714.000 (2000)
            İl trafik no: 43
            Telefon kodu: 274

            İlgi Çekici Yerleri:Şehrin ilgil çekici yerleri ise, Çamlıca, Murat Dağı, Hisarlıktepe, Ebem Çamlığı, Gölcük Yaylası ve Nafia Pınarı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Harlek, Yoncalı ve Murad Dağı Kaplıcaları, Aizanoi Antik Kent Kalıntıları, Kütahya Kalesi, Vacidiye Medresesi, Kütahya Ulucamisi, II. Yakup Bey, İshak Fakih ve Molla Bey Külliyeleri, Balıklı, Kurşunlu, Dönenler, Arslan Bey (Meydan), Hisarbeyoğlu Mustafa (Saray), Takvacılar, Karagöz Ahmed Paşa, Lala Hüseyin Paşa ve Ali (Alo) Paşa Camileri, Küçük ve Büyük Bedestenler, Küçükhamam ve Lala Hüseyin Paşa Hamamı, Kütahya Müzesi, Dumlupınar Anıtı olarak sıralanabilir.


            Aizonai
            Görkemli Zeus tapınağı ile tanınan Aizonai antik kenti, anayoldan yaklaşık 50 km içeridedir. Antik kent Çavdarhisar’a birkaç kilometre mesafede. Çavdarhisar’ın 1969 depreminde terkedilen evleri antik kent kalıntılarıyla iç içe.
            Aizonai’nin tarihi M.Ö. 3. bin yıllarına kadar uzanıyor. Ancak kentte görülebilen yapıların tamamı 1-2. yüzyıl Roma dönemine aittir. Kentle özdeşleşmiş Zeus Tapınağı da bu dönemde yapılmış. Türkiye’deki en iyi korunmuş tapınaklardan biri olan Aizonai Zeus Tapınağı’nın ön galeri iki duvarına kazınmış bir yazıt dikkat çekiyor. Bu, ünlü Roma imparatoru Hadrianus’un tapınağın yapımıyla ilgili mektubudur.
            Tapınağın Zeus’la birlikte ana tanrıça Kybele’ye de adanmış olduğu sanılıyor. Kybele ile özdeşleşen yerel ana tanrıça Meter Steunene’ye ait kutsal alan ise antik kentin 2 km güneybatısında, Kocaçay’ın kaynağı olan kayalık arazidedir.
            Aizonai’de görülebilcek diğer kalıntılar arasında tiyatro ve hemen bitişiğindeki Stadium, 450 metre uzunlukta olduğu sanılan sütunlu cadde, gymnasion, hamam ve anıtsal mezar bulunuyor. Kentteki kazılardan çıkarılan eserlerin bir bölümü Kütahya Müzesi’nde sergileniyor.

            Kaplıcalar
            Kütahya kaplıcalarıyla ünlü bir ilimiz aynı zamanda. Kütahya’ya 13 km uzaklıktaki Yoncalı, son zamanların hızla gelişen bir kaplıa merkezi. Termal turizmin getirdiği canlılığı hemen farkedebliyorsunuz.
            Bozüyük’ten Kütahya’ya giderken ayrılan sapaktan 4 km içerideki Ilıca köyü de termal kaplıcası ile ünlü. Bir vadinin iki yanına dağılmış evler ve villalarla kaplı yerleşim, tipik bir termal köyü hüviyetinde. Çam ağaçları arasındaki otellerin konumu çok güzel. Otellerin açık ve kapalı termal havuzları bulunuyor. Yaz kış gidilebilir. Yöredeki diğer tanınmış kaplıcalar şunlar:Tavşanlı- Göbel, Gediz.Ilıcasu, Gediz Muratdağı, Emet Yeşil ve Kaynarca, Simav-Eynal, Hısarcık-Hamamköy.

            Domaniç Ormanları
            Domaniç Kütahya'nın Kuzeyinde Marmara bölgesi ile Ege bölgesinin birleştiği Coğrafi konumda yer almaktadır. Çevresine göre daha fazla yağış almaktadır. Bu sebeple bölge çok ormanlıktır. Türkiye'nin ve dünyanın önde gelen 70 ağaç bilimcisinin yapmış olduğı inceleme sonucunda çok zengin ve dünyada sadece bu bölgede bulunan ağaç kültürüne sahip olduğu görülmüştür.

            Kale
            Kütahya Kale 'si antik devirden başlamak üzere yerleşimin yer aldığı sanılan tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı Devrinde aşağıdaki su kaynağını da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma - Bizans - Selçuklu ve Osmanlı döneminde iskan görmüştür. Kalede bugün hiç bir döneme ait kitabe bulunmaktadır. Kütahya Kale 'si Evliya Çelebi 'ye göre yetmiş burca sahiptir. Bugün Kütahya Kale 'si garip bir şekilde genel hatlarıyla Diyarbakır Kale 'sine benzemektedir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adete birbirine yapışmış biçimde burçlar tesbit etmek mümkündür. Tuğla hatıllarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir.
            Kale Camiinden Hisar Kahvesine gidilen dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi güzel bir çeşmedir.

            Frig Vadisi
            Kütahya 'ya 55 km. uzaklıkta bulunan; Ovacık Köyünün, İnlice Mahallesinin, doğu tarafından başlayan çamlar arasındaki kayalık alan "Frig Vadisi" olarak adlandırılmıştır. Vadinin M.Ö. 900-600 yıllarında Frigler, daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir.
            Frig Vadisi 'nde kayalara elle oyulmuş; kaya mezarlar, kiliseler ve sığınma-barınma amaçlı yüzlerce mağara bulunmaktadır. Böge incelenirken üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; kayaların içine oyulmuş iki kilise bulunmuştur. "Tekli Kilise" ve "Çiftli Kilise" isimleri verilen yapıların duvarlarında freskler vardır. Ayrıca kök boyayla yazılmış yazılar, meander motifleri ve haç işaretleri de görülmektedir. İkince bölümde incelediğimiz, "Delik Taş Kalesi" de Frigler ve sonra da Bizanslılar tarafından kullanılmıştır. Sığınma ve savunma amacıyla kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da büyük bir kilise ile gizli geçit ve dehlizlerle birbirine bağlanan birçok oda bulunmaktadır. Üst kısmının ise kale surları şeklinde oyulduğu görülmektedir. "Penteser Kalesi" denilen üçüncü bölüm de savunma amaçlı bir kale olup, kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da çeşitli kaya mezarları ve mağaralar vardı.Bölge Ürgüp 'ü andıran doğal kaya yapısının yanı sıra maç ormanlarıyla da ilgi çekici, bakir bir merkezdir.Ayrıca Ahmetoluğu Çiftliği, Sabuncupınar, Fındık, İncik, İnli ve Söğüt köylerinde de eski dönemlerden kalma mağara ve kilise kalıntıları bulunmaktadır.


            Afyon





            Anadolu´nun batı yarısında bir kavşak noktası olup, doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan doğal bir kapı konumunda.. Meshur kaymağı, eti ve haşhaşıyla ünlü bu ilimiz taşınmaz kültür varlıkları ve doğal güzellikleriyle insanı gizemli bir atmosfere sürüklüyor. İç Anadolu iklimine benzerlik gösteren ikliminden ötürü gezi için en uygun aylar Mayıs ile Haziran ayları. Afyon denince akla sucuk ve kaymak gelir. Afyon bitkisinin tohumlariyla zenginleştirilmiş tatlıları da yörenin ´olmazsa olmaz´ larından.

            Yüzölçümü: 14.230 km²
            Nüfus: 797.589 (1997)
            İl trafik no: 03
            Telefon kodu: 272



            İlgi Çekici Yerleri:

            Afyon Kalesi
            Afyon Kalesi Şehrin ortasında ve şehirden 226m. yükseklikteki kayalıklı ve siyah renkli trakitten yapılmış volkan bacasının tıkacı üzerindeki tepede bulunmasından nedeniyle şehre adını veren kale. M.Ö. 1350 yılında Hitit kralı II. Murşil tarafından Arzava savaşı sırasında kurulmuş. ´Kadim Akreonus´, ´Karahisari Devle´, ´Karahisari Sahip´ adlarıyla da tanınıyor. Kaleye çıkılırken Hitit ve Frigyalılara ait eserlere rastlanıyor.

            Altıngöz Köprüsü
            Selçuklu dönemden kalma köprü kentin kuzeyinde, Akar Çayın yanında bulunuyor. Üzerinde 1209 yılından yazılar var.

            Arkeoloji Müzesi
            Arkeoloji Müzesi 1937 yılında İmaret Camisi medresesinde açılmıştır. Modern binasına 13 Kasım 1971 tarihinde taşınmıştır. Müzede Kalkolitik çağın toprak kapları, figürünler, madeni bıçak, hançer, balta, keski, küp, mezar ve içki kapları, Hitit toprak kapları, mühürler, tanrı büstleri, Lydya keramik eserleri gibi çok sayıda arkeolojik eser bulunuyor. Kütüphanesinde 8 bin cilt kitap var.

            Aslanlar Mezarı
            Aslan Taş Afyon´un 40 km. kuzeyinde Üçler Kayası köyü ile Aslankaya anıtının yakınında Frigyalılara ait bir mezar anıtı. Mezarın iki yanına ikişer aslan kabartması işlenmiş. Aslanlar mezarın giriş kapısını koruyacak şekilde üst köşelere dayanıyor. Antik Kentler Afyon´un yakınında bulunan Agros, Amuriye, Apameia, Çavdarlıhöyük, Eski Karahisar, Kelainai, Kırkinler, Prymnessos antik kentleri, Demirlikale, Toprakkale, Gezler ve Sandıklı kaleleri de görülmeye değer zenginlikler.

            Ulu Camii
            Camii-Kebir caddesindedir. Selçuklu veziri Sahip Ata Fahrettin Ali’nin oğlu Afyon Sancak Beyi Nasreddüttin Hasan tarafından 1273 yılında yaptırılmıştır. Mimber Emirhaç Beyi, süslemeleri Nakkaş Mahmut Oğlu Hacı Murat tarafından yapılmıştır. Doğu, kuzey ve batı yönlerinde üç kapısı vardır, minaresi tuşladandır ve 40 ahşap sütun ve başlık üzerine oturtulmuş, düz toprak damlıdır. 1341’de onarılmıştır.

            Yorum yap


            • #7
              !!!

              Yorum yap


              • #8


                Akdeniz Bölgesi




                Görkemli Toros Dağlarının güneyinden itibaren ender güzellikteki manzaraları, ince kumlu plajları, sahillere gizlenmiş koylarıyla, sakin ören yerleri ve çekici tatil merkezleriyle Akdeniz kıyıları uzanmaktadır. Burada mitoloji ve tarih iç içedir. Bununla ilgili olarak çok sayıda mitolojik öykü anlatılmaktadır. Bunlardan çok popüler olan ikisi şöyledir: Antalya'nın batısındaki dağlarda ağzından ateş püsküren canavar Kimera yaşamaktadır. Lidya'lı kahraman Bellerofontes kılıcını çekerek Kimera'nın başını keser. Olimpos Dağı'nın (Tahtalı Dağ) güneydoğu eteklerinde topraktan yükseldiğini gördüğünüz alevin hala Kimera'nın ağzından çıktığı söylenegelir. Diğer biri ise, tüm güzel sanatların tanrısı Apollo'nun yaşadığı talihsiz aşklardan birisiyle ilgilidir. Apollo, Dafne adında güzel bir kıza aşık olmuştur. Ancak kız, onun aşkına karşılık vermemiştir. Apollo, Antakya yakınlarında Dafne'yi kovalarken Dafne'nin ayakları yere ağaç olarak kök salmış, elleri kolları ve tüm bedeniyle birlikte defne ağacına dönüşmüştür.

                Dinsel tarih kaynaklarına göre Aziz Paul Tarsus'ta doğmuştur. Yine efsanevi kutsal Noel Baba Patara'da doğmuş, bugünkü Kale'de yaşamış ve ölmüştür. Ege gibi Akdeniz kıyıları da antik kalıntılarla doludur. Antalya'nın batısındaki antik Likya bölgesinde Termessos ve Arikanda gibi eşsiz güzellikteki antik dağ kentlerinden başka Olimpos, Kale, Kekova ve Kaş gibi sahil kentleri de bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesinde sekiz il yer alır. Bunlar; Adana, Antalya,Burdur,Hatay,Isparta, İçel, Kahramanmaraş ve Osmaniye'dir. Antalya'nın doğusunda, eski adıyla "Pamfilya" olarak bilinen kıyı ovasında Perge, Aspendos ve Side gibi antik kentler yer alır.

                Türkiye'nin en önemli turizm merkezi Antalya, batıda dağlara doğru uzanan Konyaaltı ve doğudaki Lara plajlarıyla Akdeniz'in en önemli şehirleri arasındadır. Palmiyelerle çevrili caddeleri, bakımlı parkları, geceleme olanakları, restoranları, gece eğlence yerleri ve sempatik marinasıyla çekici bir tatil şehridir. M. Ö. II. yüzyılda kurulan şehrin sembolü, Selçuklulardan kalma Yivli Minaredir. Aşağı Düden Şelalesi, Antalya'nın doğusunda, kayalar üzerinden denize akmaktadır. Antalya'nın batısında ise, çam ormanları ve dağlarla çevrili kumsal plajlarıyla ünlü sevimli tatil beldesi Kemer bulunmaktadır.

                Bunu; portakal, limon ve muz bahçelerinin ortasında, görkemli Toros dağlarının güney eteklerinde bulunan panoramik liman şehri Alanya takip eder. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın kışlık ikametgahı olarak kullandığı Alanya, yine o devirden kalma, zamanına göre en gelişmiş şekilde yapılmış tersanesi, XIII. yüzyıldan kalma iyi korunmuş kalesi ve şirin plajlarıyla ünlüdür. Anamur yakınında iki plaj arasında bulunan Orta Çağadan kalma kale, ihtişam bakımından diğerlerinden aşağı değildir. Anamur'dan Silifke'ye giden yol, sonsuz kıvrımlarla eşsiz güzellikteki kıyı manzarası içinden geçip gitmektedir.

                Narlıkuyu yakınlarındaki çöküntü mağaraları "Cennet ve Cehennem" diye isimlendirilmiştir. Geniş bir alanı kaplayan "Cennet Mağarası" aynı zamanda bir küçük kiliseyi de içinde bulundurmaktadır. Orta Çağdan kalma Korykos kalesinin karşısında, kıyıyla birleşmiş bulunan Kızkalesi yükselir. Mersin yolu üzerindeki sürprizlerden ikisi Kanlıdivane ve Viranşehir isimli Roma şehirleridir. Mersin, sahil promenad bulvarlarıyla, sevimli parklarıyla, ticari limanıyla ve serbest bölgesiyle modern Akdeniz şehirlerinden birisidir.

                Tarsus'un doğusunda bulunan Çukurova, özellikle pamuk yetiştirme açısından bereketli bir tarım alanıdır. Bu ovanın ortasında, çok çeşitli tekstil tesislerine sahip, zengin Adana şehri bulunmaktadır. Bu bölgenin doğusunda bulunan Dörtyol (Issos) Ovasında, Büyük İskender'in Pers Kralı Darius'u yendiği bilinmektedir. Onun bu zaferi kendi adıyla anılan liman şehri İskenderun'un kurulmasına vesile olmuştur.

                İskenderun'un güneydoğusundan itibaren yol, Belen Geçidi üzerinden Antakya'ya uzanır. Aziz Petrus tarafından kurulan ilk Hıristiyan komün, Antakya'ya dinsel bir önem de kazandırmıştır. İlk vaazlar şehrin dışındaki bir mağarada verilmiştir. Burası, bugün bir hac yeri olarak ziyaret edilmektedir. Ayrıca Antakya, içinde ender güzellikteki mozaiklerin sergilendiği bir müzeye de sahiptir.

                Kahramanmaraş ise Akdeniz bölgesinin diğer bir "keşfedilmeyi" bekleyen ilidir. Özel üretilen salep ile manda veya keçi sütünden yapılan dünyaca ünlü dondurması, kırmızı toz, pul ve yaprak biberleri, yöre iller mutfaklarını andırsa da çok ince nüanslarla özgünleşmiş mutfağından süzülen farklı lezzetleri, Osmanlı döneminde ünü imparatorluk içinde yayılan sırma, saraç, bakır işleri Kahramanmaraş'ta hala yaşamaktadır.


                Antalya






                Antalya kenti, Akdeniz kıyısında kendi adını taşıyan körfezde, denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar üzerine kuruludur. Deniz kıyısı ile yükseklikleri 3086 m.'ye kadar ulaşan Toros Dağları arasında farklı büyüklükteki ovalar, Antalya ve çevresinin ilk göze çarpan görüntüleridir. Kara ile deniz, kilometrelerce uzanan plajlarla, ya da sarp kayalıklarla birbirine kavuşur. Toros Dağları arasında kendine özgü yarlar, uçurumlar ve özellikle kıyıya yakın kesimlerde mağaralar ayrı bir özellik katar bu bölgeye.


                Yüzölçümü: 20.815 km²
                Nüfus: 1.509.616 (1997)
                İl trafık no: 07
                Telefon kodu : 242



                İlgi Çekici Yerleri:

                Kaleiçi
                Tarihi Kaleiçi evleri ve konaklarının büyük bölümü restore edilerek otel, pansiyon, bar ve dükkan olarak kullanılıyor. Dükkanlarda çoğunlukla turistlere yönelik hediyelikler satılıyor. Kaleiçindeki otellerin, lokanta ve barların çoğunun bir iç avlusu vardır. Surların üzerinden limanı gören çok sayıda kafeterya, bar ve lokanta bulunuyor. Antalya’nın tarihi limanı 80’li yıllarda restore edildi ve bu restorasyon Avrupa Konseyi Altın Elma ödülü aldı. Limandan hareketle gerçekleştirilen büyük ve küçük şelale turlarına katılmak için dolmuş ya da kiralama usulü çalışan teknelere binebilirsiniz. Limanda ayrıca günübirlik ya da daha uzun süreli yat gezintileri için de tekneler bulunmaktadır. Seyahat acenteleri ve yat işletmelerinden bu konuda bilgi alabilir, rezervasyon yaptırabilirsiniz. (Seyahat acenteleri ve yat işletmeleri için Antalya rehberi’ne bakınız)
                Kaleiçi’nde geceler de renklidir. Sokak aralarından yükselen müziğin davetine uyabilir, geç saatlere kadar açık olan bar ya da diskoteklerde eğlenebilinir.

                Hadrianus Kapısı
                Hadrianus Kapısı’nın, Hadrian döneminde (M.S. 117-13 Antalya kent kapısı olarak yapıldığı bildiriliyor. Kapı tüm ihtişamıyla ayakta. Mutlaka görmelisiniz. Evliya Çelebi’ye göre tarihi kent, uzunluğu yaklaşık 4.5 km. olan surlarla çevriliymiş. Kale duvarları ve burçlar Selçuklular döneminde onarılıp sağlamlaştırılmış. Surlar limanı çepeçevre sarıyor. Surların güneydoğu ucundaki Hıdırlık Kulesi iki katlı ve 14 m. yüksekliğinde. Hıdırlık Kulesi, Hadrian Kapısı’nın hemen önünden Kaleiçi’ne girildiğinde Hesapçı sokağı izleyip deniz kenarında indiğinizde karşınıza çıkıyor.

                Yivli Minare
                Kaleiçi’ne girildiğinde hemen gözünüze çarpacak bir başka yapı olan Yivli Minare Antalya’nın simgesi sayılıyor. Adını 37 metreye ulaşan kırmızı tuğlayla örülü minaresindeki 8 yivden alır. Selçuklu sultanı 1. Alaattin Keykubat tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Kaleiçi’ndeki bir başka ilginç yapı da Kesik Minare’dir. 5. yüzyılda Meryem Ana adına kilise olarak yapılan, daha sonra II. Beyazıd’ın oğlu Korkut tarafından camiye çevrilen yapının ahşap minaresi 1986’da yanmış ve Kesik minare olarak anılmaya başlanmış.

                Antalya Müzesi
                Antalya Müzesi, Türkiye’nin en zengin müzelerinden biridir ve Avrupa Konseyi 1988 yılı "Yılın Müzesi Jüri Özel Ödülü"ne sahiptir.Side, Perge, Karataş-Semahöyük, Arykanda, Xanthos Lmyra, Patara, Elmalı Bayındır Tümülüsleri kazıları buluntuları müzenin başlıca eserlerini oluşturuyor. Antik çağ oyuncaklarının sergilendiği bir Çocuk bölümünün de bulunduğu müzenin "Tabiat Tarihi ve Prehistorya (Tarih öncesi), Frig Çağı eserleri, Tanrılar, Küçük Eserler ve Sualtı buluntuları, İmparatorlar, Mezar Kültürleri (lahitler), Mozaik, Sikkeler, ikonalar ve Etnografya salonlarında tematik ve kronolojik bir tasnifle eserler sergileniyor.

                Plajlar
                Antalya’nın hemen her yerinden, falezlerin geçit veren basamaklarından inerek denize girebilirsiniz ama plaj ve kumsal arıyorsanız, batıda Kemer yolu kenarındaki Konyaaltı ve doğudaki Lara plajlarını öneririz. Her iki kumsalın da gerisinde çok sayıda lokanta, kafe ve büfe bulunuyor.
                Biraz daha uzaklaşmayı göze alırsanız, Kemer yolunda plaj ve piknik alanları olduğunu hatırlatalım. Bunların ilki, şehir merkezinden 11 km. uzaklıktaki Topçam günübirlik piknik ve plaj alanıdır. Küçükçaltıcak (13. km), Büyükçaltıcak (15. km), Kargıcak (18. km) ve Kargıcak 2 (20. km) diğer günübirlik piknik ve plaj alanlarıdır. Olympos-Bey dağları Milli Park alanı içinde bulunan ve yapılaşmaya izin verilmeyen bu alanlar çam ormanı ile çevrilidir.
                Kemer yolunda 22. kilometreden sonra Kemer-Beldibi tatil köyleri başlıyor.

                Saklıkent ve Geyik pınarı
                Antalya’ya kış ve bahar aylarında giderseniz eğer, kayak da yapabilirsiniz. Antalya’ya kar yağmaz ama, 1.5 saat uzaklıkta ve 2200 metre yükseklikteki Saklıkent zirvesinde kar yılın üç ayı kayak yapabilecek kalitededir.
                Saklıkent kayak merkezinin denizden yüksekliği 1900 metre. Kayak merkezinde biri 750, diğeri 850 metre uzunluğunda iki teleski hizmet veriyor. Pist uzunlukları ise 750 ile 3000 metre arasında değişiyor ve farklı zorluk derecelerine göre ayrılıyor. İsteyenler kayak kiralayabilir, kayak hocalarından ders alabilirler.
                Kayak merkezinde teleskilerin hemen yanında bir kafeterya bulunduğunu, konaklama imkanlarının ise sınırlı olduğunu belirtmekte yarar var.

                Düden Şelalesi:
                Antalya çevresindeki önemli mesire alanlarından biri de Düdenbaşı’dır. Düden Şelalesi ve çevresindeki piknik alanı, gerek Antalyalıların, gerekse dışarıdan gelen ziyaretçilerin her zaman yoğun ilgisini çeker.
                Bıyıklı düdeninden kaybolan su 14 km. kadar yerin altından gittikten sonra Varsak çukurunun bir ucundan çıkar ve çok kısa bir akıştan sonra tekrar batar. Varsak’ta kaybolan su 2 km. kadar tekrar yeraltı akışından sonra Düdenbaşı’nda yer yüzüne çıkar. Bu su Düdenbaşında alttan, sifonlu olarak bir nehir halinde çıkan sudur. Şelale yaparak akan su ise Kepez hidroelektrik santralından gelen sudur.
                Düdenbaşından sonra çok dağılan ve birçok kola ayrılan Düden çayı, en sonunda Antalya’nın doğusunda 40 m. yüksekliğindeki traverten eşikten şelale yaparak Akdeniz’e dökülür.
                Düdenbaşı’nın keyfi sadece şelale değildir. Dar bir merdivenle inilen mağara ve çevrenin yeşilliği etkileyecektir sizi. Fotoğraf makinanızı almayı sakın unutmayın. Suyun ve yeşilin serinliğinde birşeyler yemek ve içmek için dere kenarında lokantalar olduğunu not edelim.

                Kurşunlu Şelalesi:
                Antalya’dan 24 km. uzaklıktadır. Çam ormanı ve yoğun bitki örtüsüyle kaplı vadi boyunca akan derenin yarattığı irili ufaklı şelaler, gölcüklerden oluşan, seyir terasları, yürüyüş patikaları ile milli park olarak düzenlenmiş bir dinlenme yeridir. Kentin sıcağından bunaldığınız bir gün gidin Kurşunlu’ya. İçinde nilüferlerin, balıkların yüzdüğü gölcükleri gezin. Sonra şelalenin arkasındaki mağaraya girip önünüzden düşen serin suları, güneşin altın ışıltılar attığı parlak su damlacıklarını seyredin. Ardından vadi boyunca akan dereyi çepeçevre saran patika yollara atın kendinizi. Sık bitki örtüsünün altında yürüyün, gövdeleri suyun üzerine uzanmış ağaçlara tırmanın, köprülerden geçin ve eğer tüm bunlarla yetinmiyorsanız derenin aktığı vadi boyunca uzun yürüyüşe çıkın. Dönüşte, şelale çevresindeki kır lokantaları ve kahvelerinde oturmak da bu gezinin ikramiyesi.

                Perge
                Perge, Antalya’ya çok yakın ve önemli antik kentlerin başında geliyor. Bir Pamphylia kenti olan Perge’nin M.Ö. 12-13. yüzyılda kurulduğu tahmin ediliyor.Lidya ve Pers egemenliklerinin ardından Perge M.Ö. 334’te İskender’e teslim oluyor.
                Kentin en parlak dönemi, Roma imparatorluğunun egemenliğine rastlıyor. (M.S. 2-3. yüzyıl) Kentte bugün görülebilecek kalıntıların tamamı bu döneme ait. Antik ören yerinde kazılar Türk arkeologlar tarafından sürdürülüyor. Kentin dışında kalan ve ören yerine karayoluyla girişte karşılaşılan ilk yapılardan biri olan tiyatroda restorasyon çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı ve ziyarete yeniden açıldı. Tiyatronun 15.000 kişilik olduğu tahmin ediliyor. Hemen arkasındaki stadyum büyük ve görkemli. Antik çağın en iyi korunmuş stadyumlarından birisi ve Aphrodisias’tan sonra ikinci büyüklükte.

                Aspendos
                Antalya-Alanya karayolu üzerinde, Antalya’dan 48 km, Aspendos tiyatrosu bulunuyor
                Aspendos çoğunlukla tiyatrodan ibaret sayılır. Aspendos, içinde tiyatrosu da olan koca bir antik kenttir. Aspendos, Mopsos’un egemenliği altında Argos’tan gelen kolonistler tarafından kurulmuştur. M.Ö. 5 ve 4. yüzyıl paraları üzerinde kentin adı Estvediya olarak geçer. Bu kent adı, Adana yakınlarında Karatepe’de bulunmuş olan ve M.Ö. 8. yüzyıl sonuna tarihlenen Hitit yazıtlarında Asitawada olarak bahsedilen kralın adından alınmıştır.Şimdi de konser ve benzeri etkinliklerde kullanılan çok iyi durumdaki tiyatro 30,000 kişiliktir. Auditorium(seyirci sıraları) ile sahne bölümünün uyumlu bir biçimde birleştirilmesini başaran Romalı mimarların görkemli bir eseridir. Auditorium’un en üst bölümü sütunlu galeriyle örtülmüştür. İzleyiciler sahnenin her iki yanındaki galeriler aracılığıyla üsk sıralara çıkarlar.

                Aspendos opera ve bale festivali
                Günümüzde Antalya bir festivaller şehri, en önemli iki festivalden biri, her yıl Haziran’da düzenlenen Aspendos Opera ve Bale Festivali, digeri ise Ekim’de yapılan Altın Portakal Film Festivalidir. Tükkiye’de en iyi korunmuş Roma anfitiyatrosu olan ve daha sonra (13. YY.da) Selçuklu Sarayı olarak kullanılan Aspendos Tiyatrosunun insan yapımı muhteşemliği ve yakın çevresinin doğal güzelliği, bir müzik şöleni ile birleştirildi. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Opera ve Balesi tarafından düzenlenen bu festival, çok sayıda Türk ve dünyanın her tarafından gelen yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. İzlenmesinde kıyafet zorunluluğu olmayan festival her yaştan insan grubuna hitab ediyor.




                Adana






                Türkiye´nin Güneydoğudaki incisi Adana, Kebabı ve kuru sıcaklarıyla nam yapmıştır

                Antik Kilikya yöresinin bu en önemli ili günümüzde Türkiye´nin 4. en büyük ili konumunda. Hititlilerden Osmanlılara uzun bir tarihi geçmişi olan Adana´nın isminin Anadolu mitolojisine göre Uranüs´ün oğlu Adanus´tan geldiği rivayet edilmektedir. Yazları oldukça sıcak ve yüksek nemli geçen Adana´nın gezi için uygun olan zamanı Mayıs ve Eylül ayıdır. Şalgam suyu ve kebab çeşitleri şehrin maskotu haline gelen özelliklerinden.

                Yüzölçümü: 17.253 km²
                Nüfus: 1.682.483 (1997)
                İl trafık no: 01
                Telefon kodu: 322




                İlgi Çekici Yerleri:

                Taşköprü
                Adana Seyhan üzerinde bir Roma şaheseri olan köprünün tarihi hakkında çeşitli iddialar varsa da Adana Müzesi´ndeki Gerekçe kitabede M.S. 4.yy´da Mimar Auxentus tarafından yapıldığı belirtiliyor. 1500 yıllık tarihi olan bu köprü 21 gözlü olup 7 gözü nehrin ıslahı esnasında toprak altinda kaldığından günümüzde 14 gözü görülebiliyor. Bir örneği de Roma´da bulunuyor.

                Arkeoloji Müzesi
                Bölge Arkeoloji Müzesi Adana merkezinde E-5 karayolu üzerinde bulunan müze 1924 yılında kurulmuştur.Kilikya ve Hitit dönemlerden birçok eserlerin yanı sıra, Türk Halk Sanatı örnekleride bulunuyor.
                Ayrıca Atatürk, Etnografya ve Misis Mozaik Müzeleri gezilmeye değer.

                Ulu Camii
                Ulu Camii Ramazanoğlu Beyliği döneminde Halil Bey tarafından 1507 yılında yaptırılmış olan cami 15 kesme taştan yapılmış. Sekiz köşeli minaresi ile dönemin ilginç mimarilerinden.

                Misis
                Misis Ceyhan nehri kenarında tarihi yol üzerinde Adana´dan sonra kurulmuş ikinci bir geçit durumunda. Adana-Ceyhan karayolunun 27. kilometresinde bulunuyor. Misis´i Truva kahramanlarından Mopsus´un kurmuş olduğu söyleniyor. Hitit, Asur, Makedonya ve Seleukosların eline geçmiş, Roma ve Bizans döneminde de önemli bir merkez olmuştur. Mozaik Müzesi Çukurova, erken Roma dönemine ait sanat degeri yüksek mozaiklerle de ünlü. Misis mozaikleri, 4.yy da yapılan Roma Bazilikası´nın zemininde Nuh Peygamberin gemisindeki hayvanlar görülüyor.

                Yorum yap


                • #9
                  Osmaniye



                  Osmaniye; Akdeniz Bölgesinin doğusunda yer alan, aynı bölgenin iklim özelliklerini taşıyan, batıdan kuzeye doğru Orta Toroslar, doğu ve güneydoğu kesiminde Amanos dağları ile yükselen, kuzey yarımkürede 30.00-37.08 kuzey enlemi ile 36.13-36.20 doğu boylamları arasında yer alan Çukurova' ya has zengin tarım toprakları ve geniş ormanları ile şirin bir ildir.Doğusunda Gaziantep, güneyinde Hatay, batısında Adana, kuzeyinde ise Kahramanmaraş'la çevrilidir.İskenderun körfezine 20 km mesafede olup, etrafını çevreleyen dağlarda irili ufaklı onlarca yayla bulunmaktadır
                  Dört mevsimin bir gün içerisinde yaşandığı nadir bölgelerdendir. Osmaniye ili merkez sınırları içindeki dağlara coğrafyacılar Amanos'lar, halkımız ise Gavurdağları demişlerdir.

                  Yüzölçümü: 974 km²
                  Nüfus: 438.372 (1997)
                  İl trafik no: 80
                  Telefon kodu: 322


                  Kahramanmaraş





                  Kahramanmaraş ili, coğrafi özellikleri sayesinde Akdeniz, Orta ve Doğu Anadolu bölgeleri arasında bir geçiş bölgesioluşturuyor. Şehir, doğuda Malatya ve Adıyaman, kuzeyde Sivas ve Kayseri,güneyde Gaziantep, batıda Adana illeriyle çevrili. İlde temel ekonomiksektör, tarım. İlin toprak varlığı ve doğal koşulları tarımın gelişmesineelverişli. Akarsuların regülasyonu ile tarım alanları kazanılması yanındasulama projelerinin gerçekleşmesi tarımsal potansiyeli artıran başlıcaunsurlar. İdeal gezi zamanı ilkbahar ortasından Eylül sonuna kadar olanzaman.

                  Yüzölçümü: 14.327 km²
                  Nüfus: 1.008.107 (1997)
                  İl trafik no: 46
                  Telefon kodu: 344


                  İlgi Çekici Yerleri:Yunus Emre Camii ve Türbesi mutlaka görülmelidir. Ayrıca ilgi çakici yerleri şöyle sıralanıyor: Çamlık, Kapıçam, Pınarbaşı,Başkonuş ve Çınar Geçidi Orman İçi Dinlenme Yerleri, Maraş, Hurman ve KızKaleleri, Karahöyük, Turunçlu ve Ufacıklı köylerindeki yapı kalıntıları,Kaşanlı Köyü´ndeki Kaya Kabartması, Kahramanmaraş, Afşin ve Elbistan Ulucamileri,Taş Medrese, Haznedarlı, Hatuniye ve Himmet Baba Camileri, Eshab-ı KehfKülliyesi, İklime Hatun Mescidi, Taşhan Tuzhan, Hışırhan ve Kuruhan, Ceyhanve Körsulu Köprüleri, Kahramanmaraş Müzesi.

                  Kahramanmaraş Kalesi Şehrin ortasında,yığma bir tepe üzerinde bulunmakta. Hitit, Roma ve Osmanlılar zamanındakullanılmış ve çesitli devirlerde onarımlar görmüş. Kale plan olarak 150x75m.ebadında dikdörtgen bir şekle sahip. Sonra yapılan onarımlarla, sadeceA,B,C burçları kurtarılabilmiş. Kahramanmaraş Ulu Cami Ekmekçi Mahallesi´ndebulunmakta. Üzerindeki kitabeye göre Sultan Kansu Gavri zamanında 907 tarihi´de yapılldığı biliniyor. Ahşap çatılı ve ahşap sütunlu olması 11 yy.´aait ahşap cami örneklerinin özelliğini gösteriyor. Mihrap, minare ve mimberiorijinaldir. Ahşap gül ağacından sedef kakmalı mimber Muhsin Ali adlı ustatarafından onarılmış. Mimber kapısı üzerinde bulunan kitabe ´´Kelime-iTevhid la ilahe illallah Muhammeden Resullullah´´ ve altta da ´´El Eminbu imareti Alauddevle Bin Süleyman´´ yazılı. Bu kitabelerden de Alauddevlezamanında önemli bir tamir geçirmiş. Taş Medrese Kahramanmaraş Ulu Camiyanında bulunan Taş Medrese, Dulkadirli Alauddevle Bey adına yapılmış ustabir mimarlık örneği. Sağ tarafında yan yana sıralanmış odaları, giriş kapısınınkarşısında kıble yönünde dikdörtgen planlı mescid ve sol tarafta da piramitçatı yapılı bir türbeden ibaret küçük çapta başlı başına bir külliye. Soltarafında piramit şeklinde ve oldukça sağlam kesme taşlardan yapılan türbeside yer alıyor. Taş Han Kapalıçarsıya bitişik. Dulkadiroğulları dönemindeyapıldığı öne sürülen moloz taştan kare avlu çevresinde iki katlı bir yapı.Girişin karşısındaki çapraz tonozlu mekan, sivri kemerlerle avluya açılıyor.Kuzeydoğuda hanın anbarı olduğu düşünülen tonozlu uzun bölüm bulunuyor.Taş Han´da halen küçük imalathaneler ve depolar var. Katip Han Ulu caminingüneyinde yer alıyor. 18 yy.´da yapıldığı sanılıyor. Belediye, Bakırcılarve Demirciler Çarşısı´nın yeraldığı çarşıbaşı kesiminde. Ceyhan KöprüsüKahramanmaraş - Göksun eski yolunda, Ceyhan Irmağı üstündeki köprü, yeniyolun dışında kalmış durumda. 16. yy. yapısı olduğu konusunda değişik görüşler var.

                  Şeyh Adil Çeşmesi Kahramanmaraş mutassarrıflarından İsmail Kemal Bey tarafından 1913 - 1915 tarihleri arasında, 3x6 m. ebadında kesme taştan yaptırılmış. Güney cephesinde ikiz kemerli iki diş açılmış bu kemerlerin ayaklarından çıkan ikiz sütunlarla cephe teşkilatlandırılmış.


                  Burdur





                  Burdur, Akdeniz bölgesinde gölleri, gülleri ve halıcılığı ile ünlü şirin bir ilimizdir. Eşsiz güzellikteki İnsuyu mağarası sarkıt ve dikitleri ile görülmeye değer. Yöre tipik Akdeniz iklimi özellikleri gösteriyor. Bu yüzden yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı. Gizli bir tarih hazinesi olan Sagalassos, İnsuyu mağarası ve Burdur gölü görülmeli. Burdur Gölü Tektonik bir göl olan Burdur Gölü´nün etrafı kapalı ve suyu arsenik gibi çeşitli tuzlar içerdiği için suyu acı. Kıyısında motel-lokanta tesisi ile Belediye´ye ait plaj tesisi bulunuyor. Doğal güzelliğe sahip ve su sporlarına elverişli.
                  Hacılar Höyüğü Burdur´un 24 km. batısında Yeşilova karayolu yakınında. 1957-1960 yılları arasında Prof. J. Mellard tarafından kazılmış, kazılarda Kalkolitik- Neolitik ve Leramik öncesi çağa ait katmanlar bulunmuştur. Dünya arkeolojisinde önemli bir yere sahiptir. Kuruçay Höyüğü Burdur´a 15 km. mesafedeki Kuruçay köyü sınırları içerisinde Prehistorik bir höyük. Neolitik dönemde de yerleşimler olmuş. Sagalassos Aglasin ilçesinin 7 km. kuzeydoğusunda Akdağ´ın güneye bakan yamaçlarında kurulmuş. M.Ö. 5-6. yy´da Psidia´nin başkenti olmuş. Roma çağı şehri olan Sagallasos ´da bugün bir proje kapsamında tekrar canlandırılıyor.

                  Yüzölçümü: 6.887 km²
                  Nüfus: 257.291 (1997)
                  İl trafik no: 15
                  Telefon kodu: 248


                  İlgi Çekici Yerleri:


                  Ulu Cami
                  Tarihi 1300 yılına dek uzanir. Pek çok defa tamir görmüş yanındaki saat kulesi ile beraber dimdik ayakta kalabilmiştir

                  Burdur Gölü
                  Tektonik bir göl olup, suyun kimyevi özelliği yüzünden balık yoktur. Dünyada nesli tükenmekte olan ''Dikkuyruk'' ördeklerinin (Oxyura leucocephala) %70 ine burdur gölü ev sahipliği yapar. Endemik kuş türlerinin barınma alanı olan Burdur gölü uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. 85 tür kuşun evidir.Gölün en derin yeri 110 metre olup rakım:845'dir.

                  Burdur Müzesi
                  Osmanlı eserleri önemli bir yer tutar,Taşoda,Çelikbaş, Bakibey,Mısırlı evleri en güzel örneklerdir.Ellibinin üzerinde eserin sergilendiği Burdur Müzesi'si Türkiyenin sayılı müzelerindendir.

                  Hacılar
                  Batı Anadolu'nun bilinen en eski yerleşim yeridir.İl merkezinin 24 km batısında bulunur.Höyük 9 mimari kattan oluşmuştur. M.O. 8500-4750 yılları arasını içeren 3 kültür devri tespit edilmiştir.Müzedeki kalkolitik devir eserlerinden geometrik desenli,renkli pişmiş toprak çanak ve çömlekler,ana tanrıça figürleri,boncuk ve kolyeler Hacılar'ın eserleridir. El sanatlarının unutulmaya yüz tuttuğu şimdilerde Halıcılık ayrı bir öneme sahiptir.Bugün dahi önemli bir geçim kaynağıdır.Burdur'da Bakır, usta ellerde tencere, tas, tava olur.

                  İnsuyu
                  Burdur-Antalya karayolunun 13. km'sinde İnsuyu Mağarası Türkiyenin turizme açılan ilk mağarasıdır. Sarkıt ve dikitlerin yanı sıra birçok gölcükleri içinde barındırıyor.597 metre uzunluğundadır,Mağara karstik yapının erimesi ve aşınması sonucu oluşmuştur.Rahatlıkla içeride nefes alınabılıp gezilebilmektedir.
                  Torosların mavi gerdanlığı olan Karacaören, bölgenin en büyük barajıdır.Baraj Bucak ilçesine 35 km. uzaklıktadır ve manzarasi ile büyülerken,enerji ve sulama amaçlı kullanılmaktadır.

                  Salda Gölü
                  Burdur'un en güzel mesire yerlerinden biri olup,doğal sit alanı olmuştur,Türkiye'nin en derin ve en temiz gölüdür.Denizden 1139 metre yüksekte tatlı su gölüdür.Bol sazan balıği bulunmaktadır. Ayrıca göl kenerında sosyal tesisler bulunmakta,uzun süreli çadır kampı için de uygundur.

                  Yaylalar:
                  Aziziye,Eşeler,Böğrüdelik,Sığla sayılabilir.

                  Kibyra
                  Kibyra, Gölhisar ilçesinde 3 tepe üzerine yayılmış,Pisidia döneminin en önemli şehridir. Kendinizi burada Aspendos antik kentinde zannedebilirsiniz.

                  Cremna
                  Bucak ilçesine bağlı Çamlık köyündedir,Roma ve Bizans döneminin en önemli şehirlerindendir.

                  Sagalassos
                  Bu antik kent, Ağlasun ilçesinde klasik Grek çağında Pisidia'nin başkentidir.M.S. 2. yy.da kent yüksek binalarla kaplanmış,M.S. 514 ve 524 yıllarında deprem ile yerle bir olmuştur.Hepsi de görülmeye değer yerlerdir.Roma çağından kalma 12 bin kişilik bir tiyatro,bir kale,ve kayalara oyulmuş mezarlar ziyaretçilerini bekliyor.

                  Yorum yap


                  • #10
                    İç Anadolu Bölgesi



                    Türkiye'nin merkezinde bulunan İç Anadolu Bölgesi çeşitli güzellikleri bünyesinde barındırır. Geçmişte çeşitli büyük kültürlerin yaşandığı bu bölge bugün modern Türkiye'nin politik merkezidir. Bölgede yer alan iller Ankara, Çankırı, Eskişehir, Kayseri, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Yozgat, Aksaray, Karaman ve Kırıkkale'dir.

                    Başkent Ankara, İç Anadolu Bölgesi'nin merkezinde yer alır. Ankara'nın en görsel yapısı Atatürk için yaptırılmış olan Anıtkabir'dir. Atatürk, İstiklal Savaşını gerçekleştirerek çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, Ankara'yı başkent yapmıştır. Ankara modern bir şekilde planlanmış ve gelişmiştir. Burada bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi Türkiye'nin en zengin müzelerindendir. Müzede, Anadolu Medeniyetleri'ne ait eserler M. Ö. 50.000'den başlıyarak, periodlar halinde M. S. II. yüzyıla kadar sergilenir.

                    Ankara çevresinde Anadolu Medeniyetlerinin önemli yerleşim bölgeleri bulunur. M.Ö. 2000 yıllarında Kafkasya'dan Anadolu platosuna gelen Hitit'ler, Anadolu'da sınırları Karadeniz'den Akdeniz'e ve Ege'den doğuya kadar uzayan Anadolu bütünlüğünü tarihte ilk olarak Hitit İmparatorluğu adı altında kurmuşlardır. Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşaş (şimdiki Boğazkale) ve ikinci büyük kenti Şapinuva Ankara'nın kuzeydoğusunda Çorum ilinde bulunur. Büyük surlarla çevrili olan Hattuşaş bir tapınaklar şehridir. Şehrin yakınında bulunan Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı'nda tüm Hitit tanrıça ve tanrılarının rölyefleri bulunur. Yazılıkaya önemli bir Hitit panteonudur. Hattuşaş yakınlarında bulunan diğer önemli bir Hitit yerleşim merkezi de Alacahöyük'tür. Alacahöyük özellikle şehir giriş kapısında yer alan sfenksleriyle tanınır.

                    M. Ö. 120Ü yıllarına doğru Frigyalı'lar Trakya'dan Anadolu Platosu'na gelmişlerdir. Ankara'nın batısında, Polatlı yakınlarında yer alan Gordion, Friglerin başkenti idi. İnanışlara göre Büyük İskender Gordion'daki kördüğümü çözerek Önasya'ya hakim olmuştur. Mitolojiye göre dokunduğu her şeyi altın yapan Frigya Kralı Midas'ın mezarı Gordion yakınında yer alır. Eskişehir ve Afyon yakınlarında Friglerce ait kentler ve tapınma merkezleri bulunmaktadır.

                    Şimdi yönümüzü Toros Dağlarının kuzey eteklerinden başlayarak geniş bir alana yayılan bereketli Konya Ovası'na çevirelim. Bu ovada yer alan dünyanın en eski şehirlerinden birisi olan Çatalhöyük. Cilalı Taş Devri'nden kalmadır. Konya'nın güney doğusunda yer alan Çatalhöyük önemli bir kültür merkezi olmuş, kentte yaşayan sanatçılar kentin mabetlerini fresklerle bezemişlerdir. Konya ve çevresi daha sonraları, Kalkolitik, Bronz Devri, Hitit, Frig, Pers, Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır. M. S. XII. yüzyılda Konya Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuş ve tüm bölge böylelikle tarihinin en önemli kültürel Rönesans devrini yaşamıştır.

                    XIII. yüzyılda Konya, baştan aşağı Selçuklu mimari eserleriyle süslenmiştir. Felsefesini insan sevgisi üzerine kuran ve mistik dünyaya dervişlerin müzik eşliğinde dönerek yaptığı "Sema" ile ulaşılabileceğine inanan büyük Türk filozofu Mevlana, Konya'da yaşamış ve fikirleri burada gelişmiştir. Her yıl Aralık ayında, Konya'da Mevlana Haftası düzenlenir ve "Sema" gösterileri yapılır. Mevlana, Konya'nın sembolü olan Yeşil Türbenin içinde babası Bahaeddin Veled ile beraber yatmaktadır. Türbe çevresinde bulunan Dergah, Mevlana Müzesi olarak ziyaret edilmektedir.

                    Konya'nın güneybatısında bulunan Beyşehir Gölü doğal güzelliklerle dolu, henüz keşfedilmemiş bir cennettir. Gölün güneybatısında yer alan Selçuklulara ait yazlık Kubad Abad Sarayı ile Kızkalesi Adası'nda bulunan Saray görülmeğe değer yapılardır. Beyşehir ilçesi içinde bulunan Eşrefoğlu Cami ve Türbesi, Selçuk ahşap mimari eserleri arasında önemli bir yer tutar.

                    Konya'dan çıkıp Akşehir'e doğru yola koyulduğunuzda yüzünüze tatlı bir tebessümün yayıldığını hissedersiniz. Zira Nasreddin Hocaya yaklaşıyorsunuz. Ünlü halk filozofumuz ve mizah ustamız Nasreddin Hoca (XIII. yy.), parlak zekası ve hazır cevaplığı ile sevilmiş, ince nükteler taşıyan ahlaki hikayelerinin ünü ülke sınırlarını aşmıştır. 1284 yılında Ölen Nasreddin Hocanın Türbesi bugün Akşehir'in en sembolik yapısıdır.

                    Eskişehir yöresine yapacağınız gezi sırasında kuşkusuz dudaklarınıza Yunus Emre şiirlerinden dizeler dökülecek. Türkçe şiirin öncüsü bu dev şair, halkın sözcüklerini, halkın deyim ve kavramlarını öylesine sade biçimde kullanarak bize, tanrısal adalet, sevgi ve dostluk üzerine öylesine derin anlamlı mesajlar iletmiştir ki, onun Yunus Emre Köyü'ndeki mezarını ziyaret etmemek büyük bir eksiklik olur.

                    Ankara




                    M.Ö. 3. yüzyılda Galatlara, daha sonra Frigyalılara da başkentlik yapmış, tarih öncesi çağlardan bu yana yerleşim alanı olmuş topraklar üzerinde bulunması ve ülkenin günümüzdeki başkenti olması nedeniyle Ankara bir anıtlar, heykeller, büyük yapılar kentidir.
                    Ankara Cumhuriyet öncesinde bir kasaba görünümündeydi. İstiklal Savaşı sırasında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu görünümü pek değişmedi. Kasaba değil Başkent olmuştu ama 30 bin nüfuslu bir küçük kentti gene. 1920’de TBMM açılıp da üyeler Ankara’ya geldiklerinde şehirde kalacak yer bulmakta zorlandılar.
                    Cumhuriyet Türkiyesi, ilk çağlardan bu yana yerleşim alanı ve bir çok uygarlığın merkezi olmuş, ülkenin neredeyse tam ortasında yer alan Ankara’yı seçmişti başkent olarak, Türkiye devletinin kalbi burada atıyordu.
                    Şimdi Ankara beş milyonluk bir metropol. Meclis ve hükümet burada. Bakanlıklar, genel müdürlükler, üniversiteler; opera, bale tiyatro gibi devlet organizasyonu sanat kurumları burada. Sanırız dünyada hiç bir kent bu kadar kısa sürede bu kadar büyük değişim geçirmemiştir.

                    Yüzölçümü: 30.715 km²
                    Nüfus: 3.693.390 (1997)
                    İl trafik no: 06
                    Telefon Kodu : 312



                    İlgi Çekici Yerleri:

                    Tarihi yerler
                    Ankara´ya 15 km. uzaklıkta. Ahlatlıbel Ahlatlıbel´de bulunan damga ve mühürler, idoller, el baltaları, mücevherler gibi arkeolojik buluntular, nadolu Medeniyetleri Müzesi´nde sergileniyor. Eti Yokuşu Tarihi Bronz çağa kadar dayanan eski yerleşme yerinde MÖ 3000 - 2500 dönemine ait üç ayrı yerleşim dönemi ilgili buluntulara rastlanıyor. Çubuk Çayı kıyısındaki höyükte idol, renkli kaplar, testere dişli bıçaklar, iğne gibi buluntular ilgi çekiyor.

                    Tarihi Ankara
                    Ankara´nın tarihi merkezi, modern başkete paralel olarak ilginç ve güzel bir atmosfer sunuyor. Müzeler ve antik kalıntılar ile birlikte, osmanlı ve selçuklu dönemlerden bir çok yapılar bulunuyor.

                    Ankara Kalesi
                    Dik yamaçlar üzerine kurulmuş olan Ankara Kalesi bir kartal yuvasını andırır. İç ve dış kale surları Bizans döneminden kalmadır. Hatip, Çubuk ve İncesu çaylarının buluştuğu noktanın yanındaki ovanın doğusunda Ankara’ya egemen bir tepenin üzerinde kuruludur. Geniş bir alana yayılmış olan 20 kuleli Dışkale’den günümüze çok azı ulaştı. Yaklaşık 43.000 metrekarelik bir alanı kaplayan İçkale ise fazla bozulmadan günümüze ulaşmıştır. İçkale surları üzerinde 42 kule vardır. Sur duvarlarının alt bölümleri mermerden, üst bölümleri ise Ankara taşından yapılmıştır. Kale içindeki Alaaddin Camii çevresine yapılan evler zamanla kentin çekirdeğini oluşturmuştur
                    Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan eski Ankara evleri, sur duvarları ile çevrili dar ve dik bir alanda konumlandıkları için, planları dar alanlardan en çok faydalanmayı gözeterek yapılmış. İki ya da üç katlı olarak ahşap, kerpiç ve tuğladan inşa edilmişler. Çoğu restore edilen bu evler, günümüzde restoran, cafe ya da bar olarak hizmet veriyorlar ve gelenksel Türk mutfağını hazırlıyorlar.

                    Augustus Tapınağı
                    Augustus Tapınağı Roma dönemi eserlerindendir. Hacı Bayram Camii ve Türbesi’nin bitişiğinde bulunan tapınağın adı Roma kaynaklarında "İmparator Augustus ve Tanrıça Roma Tapınağı" olarak geçmektedir. Hellenistik çağın sonunda Ankyra’nın olasılıkla en görkemli düzlüğü/akropolisi üstünde yeralıyordu.Yapının taşrada yükselen alımlı bir yapı olmasının ötesinde değeri, pronaosunda bulunan Latince ve güney duvarına kazınmış Yunanca yazıtlardan gelir. Tanrı Augustus’un İşleri/Res Gestae Divi Augusti başlıklı metin, imparatorluğun kurucusunun yaptığı işlerin tam dökümünü verir.

                    Roma Hamamı
                    Çankırı Caddesi’nde Maliye Okulu’nun yanında bulunan Büyük Roma Hamamı . Hamamın kalıntıları bir höyük altında kaldığından günümüze oldukça iyi durumda ulaşmıştır. M.S. 211-217 yıllarında, taş ve tuğla kullanılarak yapılmış ve yapımından sonra çeşitli onarımlar görerek 10. yüzyıla kadar kullanılmış olan Hamam 80 x 130 metre boyutlarındadır. Spor alanı, soğukluk, sıcaklık, soyunma bölümleri ve yüzme havuzundan oluşur. Roma İmparatoru Julianus’un kente gelişi onuruna yaptırılmış olan Julianius sütunu, üzerinde yivler bulunan 15 yuvarlak taşın üstüste yerleştirilmesiyle yapılmış, sade işlemelerle süslü bir sütundur.
                    Eski kentte bulunan bir çok Selçuklu ve Osmanlı eseri de var kuşkusuz. Kalede, Aktaş Sokağı ile İçhisar Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan Alaaddin Camisi bu yapıların en eskilerinden biridir. Ceviz ağacından oymalı minberi Selçuklu oymacılığının en güzel örneklerindendir.

                    Anadolu Medeniyetleri Müzesi
                    Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde, Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar, kronolojik bir sırayla sergilenmektedir. Tarihi yapıları, köklü geçmişi ile bugünlere gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi 19 Nisan 1997 tarihinde İsviçre'nin Lozan kentinde 68 Müze arasında birinci seçilerek "Yılın Müzesi" ünvanını elde etmiştir. Açılış saatleri 9.00- 17.00 arasıdır. (Pazartesi dışında)

                    Etnografya Müzesi
                    Türk sanat eserleri ve etnografik malzemelerin sergilendiği zengin bir müzedir. Müzenin kütüphanesi ve arşivinde de çok değerli eserler bulunuyor. Açılış saatleri 9.00- 17.00 arasıdır (Pazartesi dışında)


                    Anit Kabir
                    Ankara´nın bir numaralı simgesi Anıtkabir, 1944-1953 yıllarında Türk mimarlar tarfından inşaa edilip, yaklaşık 750.000 m² lik bir alan kaplamakta. Geleneksel ve modern Türk motifleri kullanılan Anıtkabir, Barış Parkı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır. Müze, kütüphane ve sanat galerisi gibi değişik ziyaret edilecek bölümler mevcut. Açılış saatleri her gün 9.00- 17.00 arası.

                    Ak Köprü
                    İstanbul Caddesinin üzerinde, 1222 yılında Selçuklular tarafından tekrar inşaa edilen yedi kemerli Ak Köprü, batı yönünde latince cümleler içeriyor.

                    Ahi Evlan Camii
                    13. Yüzyılda kurulan ve bugünki hali 1413´de restore edilen Ahi Elvan Camii, oniki tahta sütun üzerinde duran tahta tavan süslüyor. Tipik bir “Orman Camii”sini anımsıtıyor.

                    Kurşunlu Hanı
                    1450 yılından önce Mehmet Paşa tarfından kurulan Kurşunlu Han, iki kattan, 58 odadan ve kütüphane, laborutuvar, araştırma odalardan vs. oluşuyor. Vakıfın geliri Üsküdardaki fakürlere bağışlanmış.

                    Genclik Parki
                    Ulus Meydanının güneyinde Ankaranın en eski yeşilalanlarından birtanesi. Atatürkün isteği üyerine kurulan Gençlik parkı, ziyaretcilerine çay bahçeleri ve restoranlar yanı sıra Luna Parkı da sunuyor. Giriş ücretsizdir.

                    Atakule
                    125 metrelik kule, modern başkentin yeni simgelerinden bir tanesi.Cam kaplı binada,üç katlı alış- veriş merkezi bulunuyor. Tepedeki dönen restoranda, özellıkle akşam saatlerinde muhteşem manazara ile karşılaşıyorsunuz.

                    Kocatepe Camii
                    Ankara´nın en büyük Camiisi, 1967- 1987 yıllarında osmanlı mimarisinde inşaa edildi. Camii alkatında ayrıca büyük bir süpermarket barındırıyor.

                    Yorum yap


                    • #11
                      Konya



                      Yüzölçümü olarak Türkiye’nin en büyük toprak arazisine sahip olan Konya, ovası ile gerçekten de Türkiye´nin doğal tahil silosu. Tarih boyunca mistik bir şehir olan Konya´yı günümüzde Mevlana Müzesi ve diğer özellikleriyle turizmimizin önemli merkezlerinden. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk geçen karasal iklim yöreye hakim. En sıcak dönemi Temmuz ayı.
                      Konya’nın uluslararası üne sahip iki düşünürü Mevlana ve Nasrettin Hoca dünyada hoşgörünün sembol isimleridir. "Gel, gel; ne olursan ol, yine gel, Kâfir, putperest, mecusi olsan da, yine gel .Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da, yine gel."
                      Mevlana’nın çağrısıdır bu, hoşgörünün çağrısı. Şimdilerde Konya’da aynı hoşgörünün bulunup bulunmadığı tartışılır ama Konya’nın uluslararası üne sahip iki düşünürü Mevlana ve Nasrettin Hoca dünyada hoşgörünün sembol isimleridir.

                      Yüzölçümü: 38.183 km²
                      Nüfus: 1. 931.773 (1997)
                      İl Trafik No:42
                      Telefon kodu:332


                      İlgi Çekici Yerleri:
                      Halı ile ilgiliyseniz yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi olan elde dokunan Simav Zerafet Halıları ilginizi çekebilir. Bu arada ziyaret etmeden geçilmeyecek yerler de şöyle: Kale Çamlığı, Huğlu, Karaburun ve Kızılören Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Meram Bağları, Ilgın Kaplıcası, İvriz Kaya Kabartması, Beyşehir Kalesi, Akmanastır, Hagia Eleni Kilisesi, Sırçalı Medrese, Tacül Vezir Medresesi ve Türbesi, İnce Minareli Medrese, Ali Gav, Küçük Karatay, Karatay ve İsmail Aka (Taş Medrese) Medreseleri, Has Bey ve Nasuh Bey Darülhuffazları, Seydişehir Muallimhanesi, İplikçi Camisi ve Medresesi, Sadreddin Konevi Camisi ve Türbesi, Alaeddin Dursunoğlu, Selimiye, Kapı, Aziziye, Eşrefoğlu ve Pir Hüseyin Camileri, Sahip Ata, Karabaş Veli ve Lala Mustafa Paşa Külliyeleri, Akşehir ve Ereğli Ulucamileri, Mevlana Türbesi ve Dergâhı, Nasreddin Hoca Türbesi, Taş Mescit, Sırçalı Mescit, Karatay, Tahir ile Zühre, Altunkalem, Güdük Minare ve Küçük Ayasofya Mescitleri, Yusuf Ağa Kitaplığı, Kubadabad Sarayı, Seyyid Mahmud Hayran ve Şeyh Şahabeddin Zaviyeleri, Kızılviran, Sultan, Zazadin, Horozlu, Kadın, İshaklı ve Kuruçeşme Hanları, Rüstem Paşa Kervansarayı, Konya Arkeoloji, Karatay Çini Eserleri, Konya Taş ve Ahşap Eserleri, Konya Mezar Anıtları, Atatürk Evi ve Kültür, Konya Etnografya, Konya Mevlana, Koyunoğlu, Akşehir Taş Eserler, Akşehir, Atatürk ve Etnografya, Ereğli Müzeleri Caminin mihrabi gök mermerden yapılmış. Mevlâna Celaleddin Rumi burada ders verdi. Sahip Ata Külliyesi Mescit, hanigâh, türbe ve hamamdan oluşuyor. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1258-1283 yılları arasında yaptırıldı. Şerafettin Camii Şeyh Şerafettin tarafından yapılan cami 1336 yılında yıkılarak Çavuşoglu Mehmet Bey tarafindan yeniden yaptırıldı. Gövdesi kesme taştan bir kubbe ile örtülü. Mermer işlemeli minber ve mihrabi sanat eseri olarak göz dolduruyor. Selimiye Camii Mevlâna Türbesi’nin yanında yer alan caminin yapımına 1558 yılında, Sultan 2. Selim’in şehzadeligi döneminde başlandı. Caminin inşası 1587’de tamamlandı. Mimarı belli olmayan caminin kareye yakın dikdörtgen planı ve kubbeleri, Sinan’ın bazı yapıtlarını andırıyor. Sırçalı Medrese Anadolu’daki çinili medreselerin en önemlilerinden. Medresenin yapım tarihi 1242. Gazi Alemşah Mahallesi’nde yer alıyor. Hasbey Darül Huffazi Karamanoglu 2. Mehmet zamanında Haci Hasbey oğlu Mehmet Bey tarafından 1421 yılında yaptırıldı. Yüksek bir kubbe ile örtülü yapı, tuğladan ve kare planlı. Içerisinde çinilerle süslü bir de mihrap bulunuyor. Gazi Alemşah Mahallesi´nde.

                      Alaeddin Tepesi
                      Alaeddin Camii Kentin merkezinde Alaeddin Tepesi üzerinde. Anadolu Selçuklu mimarisinin Konya’daki en büyük ve eski camisi. Zaman içinde sürekli değişme ve eklerle günümüze ulaşan yapı 12. yüzyıl ortalarına ait. İki renk taş ve mermerden taçkapı, çinili mihrap, çini mozaik süslemeli kubbe ve abanoz minber, yapının önemli bölümlerinden. İplikçi Camii Alaeddin Caddesi üzerinde yer alan yapı Şemseddin Altun Apa tarafindan yaptırıldı.

                      Arkeoloji Müzesi
                      Arkeoloji Müzesi ilk defa 1901 yılında Karma Ortaokulu'nun güneybatı köşesindeki yapıda açılmıştır. 1927 yılında eserler sergilenmek üzere buradan Mevlânâ Müzesi'ne, 1953 yılında da İplikçi Camii'ne taşınmıştır. 1962 yılında ise bugünkü müze kurularak hizmete sunulmuştur.
                      Müzemiz Neolitik Çağdan başlamak üzere, Eski Tunç, Orta Tunç (Asur Ticaret Kolonileri), Demir (Frig, Urartu) Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans Devrine ait eserler sergilenmektedir.

                      Aziziye Camii
                      Aziziye Camii Mustafa Paşa’nın 1676’da yaptırdığı ilk yapı yanınca Abdülaziz ve annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın yardımlarıyla 1875 yılında restore edildi. Caminin tüm cephelerinde zengin süslemeler bulunuyor. Cami Türbe Caddesi’nde.

                      İnce Minare Medresesi
                      1260 ve 1265 yılları arasında Vezir Şahip Ata tarafından Keluk İbn Abdullah'a yaptırılmıştır. 1921 yılında bir şimşekten hasar alan minaresi Fayansalarla döşelidir. Bugün müze olarak kullanılan Kuran okulunda tahta ve taştan oyulmuş eserler bulunmaktadır. Cami içinde ise, barok dönemine ait bir dekorasyon izlenir.

                      Mevlana Tekkesi
                      Eski şehrin doğusunda bulunan yeşil renkli koni çatılı yapı, Mevlana Celalettin Ruminin Türbesi olup, şehir ile özdeşleşen bir simge halini almıştır. Her yıl sadece sayısız turist tarafından değil, aynı zamanda birçok hacı tarafından da ülkede yetişen en büyük din adamının türbesini ziyaret etmek bir gelenek halini almıştır. Mevlana hem büyük bir din adamı, hem de günümüze ışık tutan bir filozof olmştur. Bu yüzden türbesi üzerindeki taşta onun hümanist filozofisine ait bir mesaj yazar. "Kabirlerinizi yeryüzünde aramayın, zira kabrimiz erenlerin yüreğindedir."



                      Sivas





                      Kuzeybatı sahillerinin yukarısındaki Kızılırmak nehrinin geçtiği Sinop, eski bir merkez olmuş ve geleneksel şehir yapısını korumuştur. Şehirdeki el işçiliği ticari açıdan önem kazanmış ve pamuklu kumaşların işlenmesi ile metal işçiliği çevre halkının geçimini sağlayan önemli meslekler olmuştur.

                      Yüzölçümü: 28.488 km²
                      Nüfus: 698.019 (1997)
                      İl trafik no: 58
                      Telefon kodu: 346


                      İlgi Çekici Yerleri:
                      Sivas Kongrenin yapıldığı ve Mustafa Kemal’in 3,5 ay kadar kaldığı odalar 1928 yılında müze olarak düzenlenmiştir. Her yıl 4 Eylül’de ziyaretçilere açılan müze diğer zamanlarda özel izinle gezilebilmektedir.

                      Kale Tepesi
                      Toprak Tepe’deki Sivas Kalesi´nin yapılış tarihi belirlenememiş, ancak Bizans İmparatoru Justinianus zamanında yapıldığı ve Danişmentoğulları zamanında iki kez onarım gördüğü biliniyor. 1400 yılında Timur ordularınca tamamen yıkılan kalenin ancak izleri günümüze ulaşabildi. 4 Eylül Parkı olarak düzenlenen tepede bu izleri görebilir, restorantın´dan kenti seyredebilirsiniz.
                      Kale Mahallesi’nde ayrıca Kale Camisi (1574), Kadı Burhanettin Türbesi yıkıldığı için yerine modern türbe yapıldı, İzzettin Keykavus Türbesi (1217’de yapıldı, 1933’de onarıldı) görülebilir.

                      Çifte Minare
                      Ön yüzü ve minareleri sağlam kalabilen Çifte Minare (1271, Kale mahallesi) de açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. Ali Baba mahallesinde de İsmet İnönü Etnografya Müzesi bulunmaktadır. İnönü’nün çocukken oturduğu evdir.

                      Eğri Köprü
                      Kentin güney cıkışında (Kangal yolu kavşağında) Kızılırmağın üstünden 18 kemerli eski köprü geçiyor.

                      Gök Medrese
                      Kalenin kulesinin doğu ayağındaki giriş kapısı ile ünlü Gök Medrese yer alır. Bu eski ilahiyat okulu 1272 yılında Vezir Sahip Ata (Fahreddin Ali Ben Hüseyin) tarafından yaptırılmıştır. Restorasyon çalışmalarından dolayı zaman zaman kapatılan Gök Medrese'nin, giriş bölümünde bulunan ornamentler oldukça büyüleyicidir. Giriş bölümünün ardında yükselen iki minare Selçuklu mimarisinin tipik özelliklerini taşımaktadır. İçindeki sutunlar üzerindeki ornamentler, kabartmalar, yazılar, süslemeler ve desenler köşlerde arı peteği motifleri ile birleşirler.
                      İçerideki meydanın üç yanında da iki katlı öğrenci odaları bulunur. Meydanın yukarısında iki taş duvardan yükselen büyük kubbe bulunur.

                      Taş Hanı
                      Atatürk Caddesi ve Nalbantlarbaşı Caddesi'inin kesişiminde eski çarşının izlerine rastlanır. Buna 1573 yılında yapılan Taş Hanı da dahildir. Bir Osmanlı kervansaryı olan bu yapı, tekstil ürünleri ve deri kıyafetler satan küçük çarşısının hemen arkasında yer alır.

                      Ulu Camii
                      Kent merkezindeki Ulu Cami (1197) 1955’de onarıldı. İlginç bir cami de Osmanpaşa Caddesi’ndeki Kilise Camisidir. Burada bulunan kilise 1584 yılında camiye çevrilmiştir.

                      Sivas Müzesi
                      Sivas Müze Müdürlüğü kayıtlarında 1997 yılı sonu itibarı ile 2857 adet etnografik, 4621 adet sikke, 1965 adet arkeolojik, 50 adet çivi yazılı tablet, 215 adet mühür ve mühür baskısı, 182 adet el yazması kitap olmak üzere 9890 adet eser mevcuttur.
                      Ayrıca Atatürk ve Kongre Müzesi ile Atatürk ve Etnografya Müzesi tarihi açıdan ilgınç ve önemli binalarda hizmet vermekte.


                      Nevşehir






                      Nevşehir Türkiye'nin en güzel ve en ilginç yörelerinden biridir.Tarihi eserler,doğal güzelliklerle iç içe girerek,dünyada ender rastlanan bir görünüm oluşturmuştur.Göreme vadisindeki peri bacaları,doğal güzelliğinin yanında içine oyulmuş kiliseleriyle aynı zamanda birer tarihi eserdir. Bölgenin büyük bir bölümü Erciyes Yanardağı tüflerinin aşınması sonucu oluşan çok güzel vadiler ve yamaçlardan oluşur. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin bölgeye geldiği bu vadiler, Nevşehirliler içinde güzel bir mesire yeridir

                      Yüzölçümü: 5.467 km²
                      Nüfus: 287.866 (1997)
                      İl trafik no: 50
                      Telefon kodu: 384


                      İlgi Çekici Yerleri:
                      En uygun zaman eylül ve mayis aylarıdır. Kış aylannda kiliseler ve yeraltı şehirleri daha rahat gezilebilir. Kaya kiliseleri ve yeraltı şehirleri bütün mevsimlerde ortalama 10 - 15 derecelik sabit bir sıcaklığa sahiptir.

                      Travertenler ve Hierapolis, yörenin sembol haline gelmiş doğa ve tarihi güzellikleridir. Çavuşin Çavuşin´de iki önemli Bizans Kilisesi bulunur. Vaftizci Yahya Kilisesi ve İmparator Nicefor Fokas adına yaptırılmış olan Büyük Güvercinlik Kilisesi. Çavuşin Göreme-Avanos yolunun 2. kilometresindedir.
                      Ortahisar Yörenin en görülmeye değer yeri yeraltı kentleridir. Kasabanın ortasında, etrafı kayalara oyulmuş evlerle çevrelenmiş doğal bir kale bulunur. Rahat oynanabilen toprak yapısına sahip olmasından dolayı, yine yerin altına oyulmuş doğal soğuk hava depoları bulunur. Ortahisar´a ulaşmak için Ürgüp-Nevşehir yolu üzerinden Göreme sapağına gelip güneye dönerek ulaşabilirsiniz.

                      İbrahim Paşa Külliyesi
                      1720´li yıllarda Nevşehirli Damat İbrahim Paşa´nın yaptiırdigi külliye, camii, medrese, kütüphane, sübyan mektebi, imaret ve hamamdan oluşuyor.

                      Kurşunlu Camii
                      Damat Ibrahim Paşa´nın Nevşehir´de yaptırdığı en büyük eserdir. Mimarbaşı Mehmet Ağa ve Sarkis Kalfa´nın eseri olan camii 1726 tarihli. Üç kapılı, kademeli bir avlu içinde yer alır. Caminin dış kapısının tarihini Nedim, iç kapısının tarihini Seyyid Vehbi yazmış.

                      Kütüphane
                      1727´de yapılan kütüphanenin kitabesini Nedim yazmış. İbrahim Paşa´nın buraya 187 cilt kitap armağan ettiği biliniyor. Kütüphanenin en önemli eserlerini İbrahim Paşa´nın bağışladığı el yazması Osmanlıca, Arapça ve Farsça kitaplar oluşturur.

                      Nevsehir Kalesi
                      Eski şehir merkezinin en yüksek noktasındaki kale 12. yy. Selçuklu devri eseridir. Damat İbrahim Paşa tarafından onarılan, beşgen planlı kalenin 42 mazgalı, 4 burcu, arkada ve önde iki kapısı var. Burç ve kulelerle güçlendirilen kalenin girişleri de kulelerle korunmuş. Kale son olarak Eski Eserler ve Müzeler 12. yüzyil Selçuklu devri eseri olan kaleyi en son Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlügü restore etmiştir.

                      Üzengi Deresi
                      Hoş bir piknik yeri olan Üzengi deresi Ortahisar´ın güneyinden başlayıp, Ürgüp yakınlarında Damsa çayı vadisiyle birleşir. Buradaki kaynayan maden suları, vadi yamaçlarına oyulmuş güvercinlikler bölgeye ayrı bir hava veriyor. Bölgenin il merkezine uzaklığı 14 kilometredir.

                      Açıksaray
                      Diğer kiliselerden görünüm bakımından çok daha görkemlidir. Kilisedeki kabartmalar görülmeye değer. Açıksaray adını tüf tepeciğinin yamacına oyulmus sayısız mekanların açık bir sarayı andıran görünüşünden almıştır. Yöreye özgü peribacaları da diğerlerine nazaran daha farklı bir yapıya sahiptir.

                      Hamam
                      1726-1727´da yapılmış olan hamam, külliyenin kuzey tarafinda kalmaktadır. Kesme taştan yapılan hamamın, ortası fiskiyeli soyunmalık kısmı bir kubbeyle örtülüdür. Günümüzde de kullanılan hamamın kitabesi Nedim´e ait.
                      Beylik Hanı Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan, kitabesini Raşit´in yazdığı handan günümüze yalnızca hayvanlara ayrılan bölüm kalmıştır. Kurşunlu Camii avlusunun alt kısmında kalır, bir bölümü kayaların oyulması ile yapılmış.

                      Yorum yap


                      • #12
                        Karadeniz Bölgesi



                        Yemyeşil ormanlarla kaplı dağlar, vadiler ve ovalarla uzayıp giden sahiller. Çay, fındık, tütün ve mısır yetiştirilen tarım alanları, dağların genelde denize dik alarak indiği dar sahil bandına paralel olarak uzayıp giden karayolu, koylar, balıkçı köyleri ve plajlar...Karadeniz Bölgesi'nde yer alan iller Amasya, Artvin, Bolu, Çorum, Düzce, Giresun, Gümüşhane, Kastamonu, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon Zonguldak, Bartın ve Karabük'tür.

                        Yeşili doyasıya görebileceğiniz bu şirin bölgemizde geziye, köpüren denizi ve uçsuz bucaksız fındık bahçeleriyle Akçakoca'dan başlayabilirsiniz. Sanayi kentleri Ereğli, Zonguldak, Karabük ve iç kesimde yer alan Türk Mimarisi'nin birbirinden güzel örnekleriyle dolu Safranbolu'dan ve işlemeli bastonlarıyla ünlü Devrek'ten söz etmeden geçmeyelim. Sahile inildiğinde nefis tatil yerlerinden bazıları olan İnkum, Amasra ve Çakraz'a gelirsiniz. Cide ve İnebolu'dan geçip Sinop'a yaklaşırken, belki de zihninizden, ormanlar içinde hala Amazonlardan izler var mıdır düşüncesi geçer. Mitolojik verilere göre, Amazon adı verilen savaşçı kadınlar bu bölgede yaşamış. Sinop ilimiz adını, bir Amazon kraliçesi olan Sinope'den almıştır. Bu kent filozof Diyojen'in doğum yeri olup, rüzgarlara kapalı doğal koylarıyla Karadeniz'in en güzel tatil yerlerinden biridir.

                        Samsun Karadeniz'in en büyük limanı, sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Bağımsızlık savaşımızın ilk güneşi de buradan doğmuştur. Samsun, Trabzon arasındaki sahilin en belirgin özelliği çok geniş alanları kaplayan fındık bahçeleridir. Samsun'un doğusunda yer alan Ünye ve Fatsa doğa güzellikleri, plajları, otel, kamping ve restoranlarıydı ünlü tatil merkezleridir. Ordu, yeşillikler içinde, kilometrelerce uzayan fındık bahçeleriyle kaplı şirin bir Karadeniz şehridir. Yüksek, kayalık bir yanmada üzerinde kurulu Giresun Kalesi bir taç gibidir. Kaleden Giresun kentinin doğu ve batı sahil kordonlarının görünümleri eşsiz güzelliktedir. Tarihte ilk defa Romalı General Lucullus, kirazı Giresun'da görerek yemiş, sevmiş ve Avrupa'ya götürmüştür.

                        Karadeniz sahillerinin diğer büyük ticari liman kenti Trabzon'dur. İran transit yolunun başlangıç noktası olup, Karadeniz'e kıyısı olan diğer ülkelerin limanlarıyla da bağlantısı mevcuttur. Trabzon Kalesi masa şeklinde bir alana kurulmuştur. Kale çevresinde gelişen şehirdeki mimari eserler, Bizans, Kommene ve Osmanlı dönemlerinde yapılmıştır. Trabzon'daki en önemli yapı Ayasofya Müzesi'dir. İçi çeşitli fresklerle bezeli müzenin dış cephesinde rölyefler bulunur. Şehri kuşbakışı olarak gören Boztepe Parkı ve Atatürk Köşkü'nden panoramik görünümler eşsiz güzelliktedir. Maçka yakınlarında Altındere Milli Parkı içinde Sumela Manastırı bulunur. Altındere Vadisine bakan yüksek yamaçlarda yer alan Sumela Manastırı XIV. yüzyılda III. Alexius tarafından kurulmuştur. Manastır içinde çeşitli odalar, kilise, kütüphane ve ayazma bulunmaktadır.

                        Rize çevresi Türkiye'nin en yoğun yağış alan bölgesidir. Yeşilin her tonunun görülebildiği çevrede, setler üzerinde çay ekim alanları yer alır. Türkiye'nin çay üretim merkezi olan Rize Kenti'nin Ziraat Parkı'ndan görünümü adeta bir cenneti andırır. Hopa, Türk-Rus sınırından önce Karadeniz'deki son limanımızdır. Hopa'nın güneyinde Artvin İli yer alır. Artvin, Çoruh Nehri Vadisi'ne yükseklerden bakan teraslarda kurulmuştur. Yaylalarıyla ünlü Artvin çevresinde Gürcülerden kalma müze ve kiliseler bulunur. Vahşi güzelliklerle dolu Çoruh, nehir sporları için idealdir.


                        Sinop





                        Türkiye´nin en kuzey ucu olan Sinop, ilk çağlardan beri değişik medeniyetlere sahip olmuş ve onlardan kalan kiliseleri, kaleleri, mabedi, kaya mezarları, medresesesi, çeşmeleri,camileri ve türbeleri ile ilgi çekicidir. Batı Karadeniz ile Doğu Karadeniz iklimlerinin iç içe geçtiği bir yöre olan Sinop´ta mevsimler arası sıcaklık farkı çok belirgin değildir. Her mevsim gezi için uygundur.
                        Sinop küçük tekne yapımı, tarım ve ormancılıkla geçinen doğa harikası bir coğrafyanın üstüne kurulmuş yaklaşık 5 bin yıllık bir kent. Sinop kestanesine rastlarsanız yemeden geçmeyin ülkemizdeki en lezzetli kestanedir.Sinop adının, Amazon kraliçesi 'nden geldiği tarihsel bir söylence. Mitolojiye göre ise, kente tanrı Asapos'un kızlarından su perisi Sinope adını veriyor.Sinop bir yarımada, daha önce adayken kara ile arası kapanarak yarımada olduğu söyleniyor. İç Liman Gündoğusu dışında bütün rüzgarlara kapalı, korunaklı ve kocaman bir liman. Ayrıca buraya bir de Gündoğusu rüzgarına karşı barınak yapılmış. Selçuklular'ın ilk tersanesi burada iç limanda kurulmuş. Gene iç liman Osmanlı donanmasının kışlağı olmuş. İç limandan başlayıp, yarımadanın ucuna, Türkiye’nin en kuzey noktasına kadar olan alan yürüyüş ve koşu güzergahı olarak düzenlenmiş. İster yürüyerek, ister aracınızla bir yarımada turu yapın. Sabah akşam kimilerinin koştuğu kimilerinin yürüdüğü sahil yolunda Karadeniz'in iyodunu soluyarak yarımadayı çepeçevre dolaşabilirsiniz.
                        Eskiden Amerikan radarı vardı, bölgede. Bol miktarda da Amerikalı. şehrin ekonomisi neredeyse radara endekslenmişti.
                        Yarımadanın batı bölümü, şehrin arka tarafı Dış Liman. Dış liman nadiren sakin kalıyor, iç limana göre.

                        Yüzölçümü: 5.862 km²
                        Nüfus: 214.925 (1997)
                        İl trafik no: 57
                        Telefon kodu: 368



                        İlgi Çekici Yerleri:



                        Ünlü düşünür Diogenes ( Diyojen) de Sinopluydu. Kuyumcu olan babası sahte para basınca ailece eski Yunanistan'a sürülmüşler.
                        Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde, yakın zamanlara kadar sürgün yeri. Şehrin her yerinden tarih fışkırıyor. Hala kurtarılabilecek bir şeyleri olan Bizans Balatlar kilisesi. Kendi döneminin mimarisini yansıtan ender örneklerden biri. Hemen şehrin içinde Mithiridatlar Sarayı olduğu sanılan bir binanın içine inşa edilmiş freskolu bir geç devir şapeli. Sarayın duvarları duruyor, içinde şimdi bostan yetiştiriliyor. Şapelin tahrip edilmiş olmasına karşın freskleri hala canlı ve sanki bizi kurtarın der gibi bekleşip duruyorlar.
                        Burası sadece Diogenes'in kenti değil. Aynı zamanda Ozan A.Muhip Dranas'ın da kenti. Kendi ve eşi adına bir vakıf kurulmuş. Türkiye'nin en zengin açık hava müzesi Sinop ta. Civarda Çıkan antik çağ buluntusu sikkeler, takılar, kabartmalar vb. yanı sıra osmanlı dönemine ilişkin dokuma örnekleri sergilenmektedır.

                        Sarıkum Deniz
                        Orman ve gölün bir arada bulunduğu eşsiz bir piknik alanıdır. Sinop´a 21 km. uzaklıktadır.

                        Sinop Müzesi
                        Sinop merkezindedir. Demirci Köyü Karagöz Höyük kazısından çıkan eski Tunç Çağı´na ait (M.Ö. 3000) buluntulardan pişmiş topraktan yapılmış objeler, Hitit, Frig, Helenistik , Roma , Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devri´ne ait buluntular sergilenmektedir.

                        Sinop Kalesi
                        MÖ 2000 yılında inşa edilmiş. 4000 yıllık yani. Gaskalar, Miletler, Pontuslar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar her biri kaleyi daha muhkem yapmak için ilaveler yapmışlar. Selçuklular ise hapishane olarak kullanılan bölümü iç kale olarak inşa ediyorlar.
                        Sinop Kalesi´nin bugün eski halini en çok muhafaza etmekte olan kısımları beden ve burçlar, güneyde park, derinboğaz ağzı ve hapishane yakınındakilerle iç kalenin kuzeybatısındaki burçlardır. Kalenin eski şeklini muhafaza eden yalnız iki kapısı kalmış, diğerleri yıkılmıştır.

                        Seyyid Bilal Türbesi
                        Selçuklu Çağı´nda yapılmıştır. Hz. Hüseyin soyundan ve Arap ordusu komutanlarından Seyyid Bilal´in şehit olduğu yerde yapılmıştır.

                        Ayancık
                        Sinop il merkezine uzaklığı 62 kilometredir. 10.000 nüfuslu şirin bir ilçedir. 1870 yıllarında Aya veya Ayan tepesi eteklerinde kurulduğu söylenir. Istefan Kaya Mezarları, Ayancık Kilisesi, Istefan Sulu Kilise, Ayancık Çarşı Camii ve Yalı Hamamı görülebilecek yerler arasındadır.

                        Alaeddin Camii
                        Alaaddin Camii Sinop´un fethinden hemen sonra yapılmıştır. 1268 yılında Süleyman Pervane tarafından yeniden onartılmıştır. Çandaroğulları döneminde emsalsiz işçilikte bir minber ilave edilmiş ancak bu minber 1850 de yıkılmış ve parçaları İstanbul Çinili Köşk'e götürülmüş.
                        Selçuklu camileri, türbeleri, tamir görmüş ama hâlâ ayakta. Her birinin kapısında tarihçesini anlatan sadece Türkçe de olsa birer kitabe yazılmış. Bu kitabelerden selçuklu tarihi hakkında da bilgi edinmek olanaklı oluyor. Muineddin Süleyman Pervane Medresesi, savaşta kopan kafasını kapıp koşarak Sinop'a yetiştiği rivayet edilen Seyid Bilal Türbesi görülebilecek diğer eserler.

                        Ak Liman ve Hamsilos Koyu
                        Bölgenin, belki de karadenizin en güzel koyları olan Ak Liman ve Hamsilos koyu. Gerek Akliman gerek Hamsilos fiyordu küçük tekneler için çok korunaklı limanlar.
                        Ak liman ve Hamsilos koyları, mesire yeri olarak da düzenlenmiş. Piknik yapılabilecek masalar var etrafta. Ama yiyecek ve içecek satılan yerler olmadığı için hazırlıklı gelmek gerek.
                        Sinop'ta tüm plajlara ve koylara kimsenin sizi rahatsız etmeyeceğinden emin olarak gidip kalabilir, çadır kurup geceleyebilirsiniz. Ancak gördüğümüz yerlerde herhangi bir tesis yani otel, lokanta, tuvalet yok. Bunların hepsi şehir içinde. İnsanlar genellikle buralara günü birlik gidip geliyor.

                        Ordu




                        Ordu ili topraklarından kaynaklanan suların tümü Karadeniz'e dökülür. Bunların başlıcaları Bolaman ve Melet çayları ile Elekçi Deresi ve Tuna Suyu'dur. Güney kesiminin sularını toplayan Karakuş Çayı ise il sınırları dışında Yeşilırmak'a katılır. Bu akarsulardan en uzunu olan Melt Çayı'nı özelliği de, Karadeniz Bölgesi'nin orta ve doğu kesimleri arasında sınır oluşturmasıdır. İlin doğu kesiminde, dar bir alan Doğu Karadeniz bölümünün, büyük kesimi ise Orta karadeniz bölümünün sınırları içinde yer alır.
                        Ordu ilinim kıyı kesimleri oldukça girintili çıkıntılıdır.En çıkıntılı kesmi, doğu kesiminde Perşembe kasabasının yer aldığı yarım adadır. Yarım adanın doğu ucunda Vona Burnu (Çam Burnu), batı ucunda da Yasun Burnu (Kiremit Burnu) vardır. Kıyılarında doğal kumsallara rastlanan bu yarımadanın doğusundaki Vona Koyu doğal bir liman özelliği taşır.
                        Ordu ili, Karadeniz Bölgesi'nin bol yağışlı ılıman etkisi altındadır. Dağların Karadeniz'e bakan kesiminde ve kıyıda 1.000-1.200 mm arasında olan yıllık ortalama yağış miktarı, iç kesimdeki Mesudiye' de yaklaşık 520 milimetredir. Sağnak yağışların daha fazla görüldüğü ilkbahar ve sonbaharda oluşan seller ve toprak kayması (heyelan) çevreye zarar verir. Kıyı kesiminde aşırı sıcak ve soğuk hava görülmez.
                        Ordu, doğal bitki örtüsü açısından zengin olan illerimizdendir. Dağların Karadeniz'e bakan kesimlerinde meşe, kızılağaç, gürgen, kayın, köknar ve ladin iç kesimlerde ise meşe ve sarı çamlardan oluşan ormanlar vardır.

                        Yüzölçümü: 6.001 km²
                        Nüfus: 840.148 (1997)
                        İl trafik no: 52
                        Telefon kodu: 432



                        İlgi Çekici Yerleri:
                        Çınar Suyu ve Küçükkertil Orman İçi Dinlenme Yerleri ile Çambaşı Yaylası ve Ünye Çamlığıdır. Karadeniz kıyısında bazı doğal plajlar bulunur.Orta Camisi olarak da bilinen İbrahim Paşa Camisi, Hamidiye (Hükümet) Camisi, Yalı (Aziziye) Camisi ile Konstantin, Mustafa Bey, Yusuf Ağa, Soğuksu ve Çürüksulu Ali Paşa Çeşmeleridir.

                        Artvin




                        Rengarenk doğal ortamı, kırmızıdan sarıya geçişler yapan ormanları yanında dağları ile el değmemis güzellikler vatanı olarak adlandırılabilecek Artvin, Selçuklular´ın Anadolu´daki ilk durağı. Turizm imkanları değerlendirildiğinde dağları, ormanları, akarsuları, denizi ve yaylaları ile iç ve dış turistlerin yılın altı ayında uğrak yeri.

                        Yüzölçümü: 7.436 km²
                        Nüfus: 184.070 (1997)
                        İl trafik no: 08
                        Telefo kodu: 466




                        İlgi Çekici Yerleri:


                        Artvin için en uygun gezi ayları Haziran-Eylül ayları arası. Artvin Kalesi, Ardanuç Kilisesi ve İskender Paşa Camii öncelikle görülmesi gerekenlerden. Ardanuç Kilisesi Ardanuç kalesinin iç bölümündeki bu kilise Etyiyen Asut tarafından 8. yy´da Oğuz tipinde yaptırılmış.

                        Artvin Kalesi
                        Yapılışının Bağratlılar döneminde M.S. 937 yılında olduğu sanılıyor. Çoruh´a düşey biçimde granit kaya üzerine kurulmuş. Ardanuç Kalesi Eskiden beri Gevbernik Kalesi olarak bilinen bu kale Ardanuç kasabasının kurulmuş olduğu yamacın tam tepesinde. 537 yılında inşa edilmiş. Dörtkilise Yusufeli ilçesinin Tekkale ´Dört Kilise´ köyünde, köy yolundaki yüksek kayalar üzerine kurulmuş. İşhan Kilisesi Yusufeli ilçesinin Dağyolu köyünde. Mimari yönden orijinal özelliklere sahip olan bu kubbeli çadır tipi kilise her yönüyle Oğuzlara ait olduğunu kanıtlıyor.
                        Hamamlı Kilise İl merkezine bağlı Ortaköy bucağının hamamlı köyünde. 958 yılında Bağratlı Kralı Sumbat tarafından yaptırılmış. Halen cami olarak kullanılıyor. Kilisenin girişindeki ´Günes Saati´, özelliğini koruyor. Altıparmak Kilisesi Yusufeli ilçesinin Altıparmak köyündeki kilise halen cami olarak kullanılıyor.

                        İskender Paşa Camii
                        1551 yılında Ardanuç Kalesi´nin Osmanlılar tarafından alınışından önce eski Ardanuç kasabasında Müslüman cemaatin bulunduğu caminin eski durumundan anlaşılıyor. Köprüler Gerek Çoruh ırmağına gerekse Arhavi ve Hopa´dan Karadeniz´e dökülen irili ufaklı dere suları üzerine kargir ve kemerli birçok köprü yapılmıştır. Yüzyıllardan bu yana yapılan köprülerden pek azı günümüze saglam gelebilmiştir. Berta deresi üzerinde Bağlıca Köyü´ndeki köprü halen eski görkemiyle günümüzde de kullanılmakta. Hopa´nın Köprücü köyündeki Kemerli Köprü´nün 400 yıl önceden kalma bir Osmanlı eseri olduğu, Esenkıyı ve Sugören köylerindeki köprülerin ise 1857 yılında caminin yapımı sırasında kemerli olarak yapıldığı biliniyor. Arhavi´de ise Ortacalar yolunun geçtiği dere üzerinde iki eski kemerli köprü bulunuyor. Bulanık (Rabat) Kilisesi Ardanuç merkezine bağlı Bulanık köyündedir. İçerisindeki gizli geçitlerle bulanık deresine iniliyor.

                        Yorum yap


                        • #13
                          Bolu



                          Karadeniz Bölgesi’nin en batı kesiminde yer alan ilimizdir. Dorukları bazen sisler ve bulutlar arasında kaybolan, yemyeşil ormanlarla kaplı dağlar, eşsiz güzellikteki akarsular ve küçük göller Bolunun doğal güzelliğini oluşturur. İstanbul ile Ankara’yi birbirine bağlayan karayolu üzerinde bulunan Bolu, her iki kente hemen aynı uzaklıktadır. Bu nedenle bu iki kent arasındaki ulaşımda elverişli bir konaklama yeridir.
                          Köroğlu ile Bolu Beyi’nin büyük bir destansı hak öyküsü niteliğine bürünmüş serüvenleri Bolu’da geçer. Bu il dağları, ormanları, akarsuları, gölleri ve deniziyle çeşitlilik gösteren doğal yapısının yanında, tarihsel yapı ve kalıntılarıyla da ilgi çeken bir dinlence yöresidir.

                          Yüzölçümü: 11.051 km²
                          Nüfus: 553.022 (1997)
                          İl trafik no: 14
                          Telefon kodu: 374


                          İlgi Çekici Yerleri:


                          Bolu müzeleri
                          Bolu İli'nde, biri merkezde, diğeri ise Düzce İlçesi'ne bağlı Konuralp Beldesi'nde olmak üzere 2 müze bulunmaktadır. Ayrıca Göynük İlçesi'nde, Bolu Müzesi'ne bağlı olarak faaliyet gösteren Akşemseddin türbesi mevcuttur.

                          Gölcük
                          Bolu içinden 15 km´lik asfalt yolla çıkılabilen Gölcük, Abant Gölünün doğal yapısını andırıyor. Ancak Abant´tan daha küçük olan gölün, denizden yüksekliği 950 metre.Çevresi sık çam ormanıyla kaplı Gölcük, çevresinde konaklama tesisi bulunmuyor. Değişik taze yemekler (örneğin kiremitte balık) sunan lokantaların yanı sıra, iyi piknik alanları mevcut. Göl çevresinde dolaşma, kayık kiralama ve fotoğraf çekme gibi bazı dinlendirici aktiviteler yapabilirsiniz.

                          Kaplıcalar
                          Gölcük yolu üzeri, Aladağlar eteğinde, Büyük ve Küçük Kaplıcalar ilgi görüyor. Sıcaklığı 44 derece olan kaplica suyu yeni restore edilen Bolu Termal Otel tesislerinde değerlendiriliyor.

                          Kartalkaya
                          Bolu´dan Ankara´ya doğru gidildiğinde, Uludağ´dan sonra büyük merkezlere yakın ikinci önemli kayak merkezi olan Karatlkaya´ya varabilirsiniz. Kartalkaya´da farklı eğim ve zorluk dercelerine sahip kayak pistelerinin Uludağ pistlerinden daha uygun ve uzun olduğu bilinyor. Otellerin tüm hizmetleriyle, kayak sporu için dersler, bir de 5000 kişilik telesiyeler var.

                          Yedigöller
                          Bahar ve yaz aylarında yeşilin, sonbaharda ise yeşil, sarı, kahverengi ve kızılın her tonunun birarada bulunduğu renk cümbüşünü yaşayabilmek ve daha çeşitli doğa manzaralarına şahit olamak istiyorsanız, Yedigöllere mutlaka uğramalısınız. Değişik ağaç ve bitki türlerden ve yedi ayrı gölden oluşan sık orman dokusu içinde Yedigöller, 1965 yılında Milli Park ilan edildi ve 2900 hektarlık koca bir alanı kaplıyor.

                          Abant
                          Abant her mevsim güzeldir. Ama en çok her yanın karla kaplandığı, gölün buz tuttuğu kış aylarında.Abant, çevresi çam, köknar ve kayın ormanlarıyla çevrili küçük bir göl. Kışın hemen hemen dört ayı her taraf karla örtülüyor ve gölün yüzeyi buzla kaplanıyor. Abant’ta günü geçirmenin en keyifli yolu göl çevresinde dolaşmaktır. Tamamını olmasa da bir bölümünü yürüyerek dolaşın. Dilerseniz faytonla ya da atla da dolaşabilirsiniz. Yol buzluysa kızak da kullanılıyor. Göl turunun en keyifli yanlarından biri, yorulup karnınız acıktığında bir şeyler yeyip içmek için iyi günübirlik tesislerin olmasıdır. Abant Köşkü de bunlardan biri. Köşk gece konaklamak için de uygun ama en çok göl manzarasına hakim terası tercih ediliyor. Tereyağında alabalık ya da mangalda et tercih edilebilir. Soğuk kış gecelerinde sucuk ekmek ve sıcak şarap partileri de yapılıyor. Abant yalnız kış günlerinde değil, diğer mevsimlerde de güzeldir. İlkbaharla birlikte gölün yüzeyi nilüferlerle dolar. Parlak yüzeye gölü çevreleyen yemyeşil dağların görüntüleri düşer. Binbir çiçek, yabani bitki fışkırır her yandan. Gölde ücret karşılığı alabalık ve benekli mercan avlanabiliyor. Kara avcılığı da mümkün olabiliyor. Konaklamak için iyi oteller bulunuyor.

                          Mudurnu
                          Abant’tan 20 dakikalık yolculukla ulaşılan Mudurnu’da göze ilk olarak sırtını dayadığı yüksek kayalıklar, ortasından sakin akan çay ve çoğu iyi durumda çok sayıda eski ev çarpıyor.
                          Mudurnu’nun en ilgi çekici yerinin çarşısı olduğunu söyleyenebilir. Bu çarşıda sanki zaman durmuş, yüzyıldır hiçbir şey değişmemiş gibi. Büyük kentlerin ve turistik yerlerin süsüne inat bir sadeliği var.
                          Mudurnu’nun adını, şimdi kalıntıları görülebilen Bizans kalesinden aldığı söyleniyor. Yıldırım Beyazıt Camii ve hamamı ilçenin merkezinde genişçe bir yer tutuyor. Babas ve Sarot kaplıcalarının mucizeli suları olduğu söyleniyor. Bu iki kaplıcanın suları mutsuzları mutlu, düşkünleri kuvvetli yapıyormuş.
                          Mudurnu’da zaman sanki durmuş gibi.Tarihi evler ve bakırcılar çarşısıyla her şey sanki yüzyıl başında donmuş kalmış.

                          Gümüşhane




                          Gümüşhane ili, Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alır. Bu bölümün iç kısmında yer alan Gümüşhane ilinin Karadeniz sahilinde kıyısı yoktur. Güney kesimindeki topraklarının küçük kesimi Doğu Anadolu topraklarına taşan Gümüşhane ili, Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgeleri arasında bir geçit alanıdır. Tarih boyunca önem taşımış olan Trabzon-İran yolu, eskiçağdan beri yerleşim yeri olduğu bilinen Gümüşhane topraklarından geçer.

                          Doğal yapı
                          Gümüşhane ili toprakları oldukça dağlık ve engebelidir. İl topraklarındaki dağlar Kuzey Anadolu Dağları ile iç sıralarından oluşur. Gümüşhane Dağları'nın doğusunda yer alan Gavur Dağı'nda 3.331 metreye ulaşan Aptal Musa doruğu ilin en yüksek noktasıdır. Bu dağın çeşitli yerlerinde rastlanan buzyalaklarından (sirk) bazılarının çanak biçimli tabanlarında göller vardır. Gümüşhane ve zigana dağlarında ormanın sona erdiği yüksekliklerdeki yaylalar hayvancılık açısından önem taşır.Gümüşhane ilinin engebeli toprakları içinde çok az düzlük alan vardır. Bunlardan başlıcaları Bayburt ve Hart ovalarıdır.Gümüşhane ili topraklarında kaynaklanan akarsuların tamamı karadenize ulaşır. Başlıca akarsular Çoruh ve Kelkit ırmakları ile Harşit Çayı'dır.Kuzey kesimi Karadeniz'in ılık ve nemli ikliminin etkisinde kalan Gümüşhane ilinin büyük bölümünde Doğu Anadolu Bölgesi'nin sert kara ikliminin etkisi görülür. Yazları sıcak ve kısa olan Gümüşhane ilinde kışlar, yüksekliğin de etkisiyle uzun ve kar yağışlı geçer. Yağış miktarı iç kesimlere doğru gidildikçe azalır.İlin kuzey kesimindeki dağlar ile Gümüşhane Dağları'nın Karadeniz'e bakan kesimleri kayın, meşe, ladin,köknar ve sarı çamlardan oluşan ormanlarla kaplıyken, güneye bakan kesimlerinde yalnızca köknar ve sarı çam toplulukları görülür.


                          Yüzölçümü: 10.227 km²
                          Nüfus: 153.990 (1997)
                          İl trafik no: 29
                          Telefon kodu: 456


                          İlgi Çekici Yerleri:
                          1160 metre yükseklikte kurulu olan kentin İl sınırları içinde 35 kale kalıntısı bulunuyor. Canca, Akçakale, Kov, Keçikalesi bunlardan bir kaçı. Yörede ayrıca pek çok kilise kalıntısı vardır. Bunların içinden Şiran ilçesine 12 Km. uzaklıktaki tamamen kayalara oyularak yapılan Çakırağa kilisesi yöre turizmi açısından çok önemli. Yörede ayrıca Hart ve Ksanta (Santa) antik kentlerinin kalıntıları vardır. Santa dokuz mahalle ve 300’ü aşkın haneden oluşuyor. Ayrıca Eski-Gümüşhane´ ye ve Osmanlı döneminden kalma gümüşpara basıldığı tesislere uğramanızı tavsiye ediyoruz., Tarihi önemi dışında doğal güzellikleri ile de dikkate çeken Gümüşhane’nin çam ormanları arasında yemyeşil çayırların uzandığı Eriklibeli ve Çıkrıkdüzü yaylaları çok güzeldir. 3055 metre yükseklikteki Zigana Kayak Merkezi kayak yapmak isteyenlerin yararlanabileceği bir tesis. Trabzon yolunun 50. km’sindeki ünlü Zigana Tüneli’ni geçtikten sonra doğuya 3.5 km’lik stabilize yolla ulaşıyorsunuz. 800 Metrelik teleski, eğitim tesisi, otel, lokanta, kır kahvesi gibi tesislerin yanında bakkal, kasap, manav da var. Yaz aylarında çim, kışın da kar kayağı yapılabiliyor. Gümüşhane’nin özgün mimarisi ve evlerde kullanılan ahşap işçiliği görülmeye değer. Bu arada yörede dokunan seccadelerin güzelliğinden ve Gümüşhane’de yapılan pestilin tadından sözetmeliyiz.
                          Ünlü Kadırga Yaylası Gümüşhane’ye bağlı. Kazıkbeli, Güvendi, Zigana ve daha bir çok güzel yaylası var.

                          Hamsiköy
                          Zigana dağı eteklerinde 1600 metre yükseklikte yemyeşil ormanlar içinde tertemiz havası ile Hamsiköy’e varabilirsiniz. Eskiden buranın yalnızca sütlacı meşhurdu. Şimdi ise yeni kurulan Yayla Tatil Köyü doğayla uyumlu bungalovları ile kent yaşamından bunalıp doğaya kaçmak isteyenler için ideal bir yer. İçinde bulunan havuzlarda alabalık üretimi yapılıyor. Burada bir kaç gün kalabilirsiniz. Ormanın içinde gürül gürül akan su kenarlarında yürüyüş yaparsınız. Yemek; alabalık, kaymak, yayla guymağı ve tabii ki sütlaç.

                          Karaca Mağarası
                          Trabzon yolunun 12. km’sinden kuzeye ayrılan yolda. Dört km. ilerleyince Karaca Mahallesine varıyorsunuz. Batıya doğru 750 metre yürüyünce mağaranın önündesiniz. Karaca Mağarası damlataşı şekilleri, dikit-sarkıt ve sütunları ile görülmeye değer. Mağara başta astım olmak üzere bir çok hastalığa da iyi geliyor.
                          Mağara aslında dört ayrı salondan oluşuyor. Ama siz altı salon göreceksiniz. Salonlardan ikisi çatlaklardan sızan suların damlataşlarıyla oluşturdukları duvarla ikiye bölünmüş. Traverten havuzları, gölcükleri göreceksiniz. Nem oranı % 75’e kadar yükselmektedir. Fotoğraf makinanızın flaşını unutmayın, çok güzel resimler çekeceksiniz. Mağara ışıklandırılmış ve gezi parkuru düzenlenmiş. Benzer bir büyük mağara da Akçakale Mağarası.
                          40 km. Uzaklıktaki Akkale de gerçek bir doğa harikası. Cilt ve diğer hastalıklara da iyi geldiğine inanılıyor.

                          Uzungöl
                          Bölgenin en güzel yerlerinden biri Uzungöl. Uzungöl, 1090 metre yükseklikte, tamamen ormanlarla kaplı bir vadinin ortasında, etrafı yemyeşil doğal bir göl. Göl çevresinde pek çok bungalow, alabalık ve et lokantası, motel bulunuyor. Su bisikleti ile gölde gezebilirsiniz. Girişte ahşap evlerden oluşmuş bir köy var. Buradan az bilinen bir güzergaha girmenizi öneriyoruz. Soğanlı Dağı’nın zirvelerine doğru bir yolculuk sizi heyecanlandırabilir. Bir saatlik otomobil yolculuğu ile önce İspil köyüne sonra da Meze Yaylası’nı varabilirsiniz. Yayladan on dakikalık bir sürüşle zirvedesiniz. (Sportmenlere bu yolu yürüyerek çıkmalarını öneririz. ) Anzer, Haya, Uzungöl’ün de bulunduğu Haldızen Vadisi buradan güzel bir şekilde izlenebilinir. Bulutların üzerinde ve aşağıda unutulmaz bir manzara.
                          Uzungöldeki doğa insanı büyülüyor. Her yer çiçeğe kesmiş. 430 Çiçek türü belirlenmiş. Anzer balı ile meşhur ancak gerçek anzer balını bulmak oldukça zor. Eğer doğayla iç içe olmayı seviyorsanız ve zorluklarına katlanabilecekseniz Anzer’e mutlaka gitmelisiniz. İksenit yaylasında tarihi kemerli köprü yol üzerinde solunuzda. Aşağıya doğru inipö bir saatlik yürüyüşten sonra orman içinden Velkü’ye ulaşılıyor. Asfalt yoldan yukarıya doğru 15 dakikalık bir yürüyüşle çamların içinde kaybolmuş Çamlık motel var. İyi bir mola veya konaklama yeri. 30 dakika daha devam edilirse Ovit yaylasına ulaşılır. Buradan 15 dakikada Çoruh Nehri kıyısına inilebilir. İklim birden bire değişiverir. Çoruh boyunca akış yönünde 10 km. ilerleyince İspir’e ulaşılır. İspir’den kurufasulye, pestil ve meyve kurusu alabilirsiniz.
                          Çamlık’tan otomobille 15 dakika kadar sonra Cimil ve Çağırankaya adlı iki güzel yaylayı görebilirsiniz. Cimil vadisini seyretmek güzel ve Yaylaya çıkıp inmek dört saat kadar sürüyor.
                          İkizdere vadisinde eski konakların eşlik ettiği güzel manzarayı seyrederek nehrin akış yönünde 20 dakika ilerleyince Güneyce’ye ulaşabilirsiniz. Aracınızı bırakıp asma köprtden sallana sallana karşıya geçmelisiniz. Burada Şimşirli maden suyundan içebilirsiniz. Gürül gürül akan ırmağın ve Şimşirli suyunun yanında kendin pişir kendin ye usulü karın doyurulabilir.

                          Yorum yap


                          • #14
                            Güneydogu Anadolu Bölgesi



                            Yüksek dağ sıralarıyla, plato, ova ve golleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor, kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk kültürünün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri bir film şeridi gibi gözler önüne serilmektedir. Doğu Anadolu Bölgesinde şu iller yer almaktadır; Ağrı, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van, Ardahan ve Iğdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ise Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Kilis illeri yer almaktadır. Bölgede yer alan Sivas, Divriği, Erzurum, Batlalgazi, Harput ve Ahlat Selçuklu Türk kültürünün önemli sanat merkezleridir.

                            Erzurum 1950 metre yüksekliğinde, geniş bir ovada yer alır. Kentte Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma görülmeye değer medreseler, kümbetler ve camiler bulunur. Kuzeydoğuda sınır şehri Kars, kalesiyle ünlüdür. Kars yakınlarında yer alan Ocaklı (Ani) X. ve XI. yüzyıldan kalma mimari eserlerin bulunduğu tarihi bir kenttir. 5165 metrelik zirvesiyle Ağrı Dağı, inançlar açısından ayrıca özellik arz eder. Dini inanışlara göre, insan neslinin yok olduğu Tufandan sonra Nuh'un gemisinin Ağrı Dağı'na oturduğu ve suların çekilmesiyle Nuh'un ve ailesinin dağdan bereketli Iğdır Ovası'na İndikleri ve buradan da Anadolu'nun içlerine nehirler boyunca Özellikle Fırat ve Dicle Nehirleri boyunca nüfusları artarak yayıldıkları söylenegelir. Bu inanışa göre Iğdır, ikinci insan neslinin çoğalarak dünyaya yayıldığı yer olarak gösterilir. Görkemli yapısıyla Doğubeyazıt'a yükseklerden bakan İshak Paşa Saray Kompleksi, XVII. yüzyıl sonlarında Osmanlıların Bölge Valisi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saray Kompleksi son derece güzel bir konumda olup haremlik, selamlık, cami ve mutfak gibi ünitelerden oluşmaktadır.

                            Van Gölü Doğu Anadolu'nun güzellikler beldesidir. Bu güzellikleri izlemek için gölün çevresinde tam bir daire turu yapılırken güzel dağ siluetleri, koylar, plajlar, adalar, önemli Türk Kültür ve Sanat Merkezleri görülebilir. Gölün güneydoğu sahillerinde yer alan Van kenti aynı zamanda Urartu'ların başkenti idi. M.Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yapılan Van Kalesi, devrinin canlı bir örneği olarak görülmeğe değer bir yapıttır. Van'ın güneyinde yer alan Edremit, plajları, kamping yerleri, restoranlanyla ünlü bir tatil merkezidir. Akdamar Adası'nda X. yüzyılda kilise olarak yapılmış Akdamar Müzesi bulunmaktadır.

                            Güneydoğu Anadolu'da Mezopotamya Ovaları'na doğru akan Fırat ve Dicle Nehirleri çevrelerinde Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa ve Gazi Antep gibi bölgenin önemli kentleri bulunur. Bölge, Anadolu'nun en eski kültürel yerleşim merkezlerinin sahibidir. Diyarbakır'ın kuzeyinde yer alan Çayönü yörenin en önemli Cilalı Taş Devri yerleşim merkezidir. Diyarbakır Surları bazalt taşından yapılmış olup ülkemizin en uzun surları olma özelliğine sahiptir. Surların uzunluğu 5 kilometreyi geçmektedir. Mardin, geleneksel estetik mimarisini koruyan sayılı kentlerimizden biridir. Konumu itibariyle ve bozulmamış haliyle farklı bir beldedir.

                            Şanlı Urfa ve Harran, dini inanışlara göre Nuh soyundan gelen ve Dünyadaki büyük dinlerin babası olan İbrahim peygamberin yaşadığı kutsal yerlerdir. Şanlı Urfa'nın Bozova ilçesinde tamamlanan Türkiye'nin en büyük, dünyanın 4. büyük barajı olan Atatürk Barajı gölünün çevresi doğal güzelliklerle çevrilidir. Harran ovası geniş ekim alanlarıyla Türkiye'nin en verimli tarım ürünlerini yetiştiren bölgesi olacaktır. Gazi Antep, Güneydoğu Anadolu'nun en önemli sanayi ve tarım yöresidir. Gazi Antep'e kadar gelmişken ünlü kebaplarından, lahmacunundan, baklavasından ve ilginç bir sentez olan Gazi Antep mutfağına ait yemeklerden yemeden, yakınlarınız için bir kaç paket Antep fıstığı almadan ayrılacağınızı sanmıyoruz.

                            Adıyaman'ın kuzeydoğusunda, Nemrut Dağı'nda Kommagene Kralı I. Antiokhos için yaptırılan Anıt-Mezar bulunmaktadır. Nemrut Dağındaki Anıt-Mezarın doğu ve batısında tören terasları ve bu teraslarda da dev tanrı heykelleri yer almaktadır. Nemrut Dağını görebilmenin en ideal zamanı gün batımıdır. Malatya, Aşağı Fırat Bölgesi'nde yer alan önemli bir sanayi ve tarım bölgesidir. Kayısısıyla ünlü ilimiz, Battalgazi ilçesinde bulunan ve XIII. yüzyılda yaptırılmış olan Ulu Cami, çinileriyim de ünlüdür.

                            Şanlıurfa



                            Adını ´Peygamberler Şehri´olarak da bildiğimiz Şanlıurfa yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da tanınmaktadır. GAP projesi ile yakın bir tarihte Türkiye´nin tahıl ambarı haline getirilmesi planlanan yöre, günümüzde daha çok tarihi zenginlikleri ile ön plana çıkmaktadır. Şanlıurfa ilinde yazlar kurak ve kışlar sert geçtigi için en uygun gezi ayları Mayıs-Temmuz arasıdır.

                            Yüzölçümü: 18.584 km²
                            Nüfus: 1.303.598 (1997)
                            İl trafik no: 63
                            Telefon kodu: 414

                            İlgi Çekici Yerleri:

                            Astıma iyi gelen havası ve ilginç doğal oluşumlarıyla Ballıca Mağarası ve Sebastopolis antik şehri görülmeli. Halil Rahman Gölü İl merkezinde olup bulunduğu semtin adıyla tanınan Balıklı Göl, turizm açısından oldukça önemlidir. Göldeki balıkların Hz. İbrahim´i yakmak için toplanan odun parçalarından oluştuğu rivayet edilir. Harran Şanlıurfa il merkezinden 44 km. Güneyde, Akçakale ilçesine 15 km. Mesafede olup zamanında dünyanın 16. Büyük şehriydi. Hz. Adem´in burada çiftçilik yapmış, İbrahim Peygamber´in vatanı olarak bilinmektedir. Harran ismi Asur çivi yazılarından da anlaşıldığı gibi yolların birleştiği yer anlamına gelir. Harran eski devirlerde civarındaki bağları ve konserveciliği ile dünyaya ün salmıştır.
                            Hz. Eyüp Peygamber Çile Mağarası Akçakale´ye giden yolun 500 metre içerisindedir. Mağaraya 5-6 basamakla inilir. Mağara ve cami kutsallığı ile ün salmış bir avluda olup Eyüp Peygamber külliyesi olarak bilinmektedir. Sabır timsali Eyüp Peygamber´in bu mağarada çile çektiği söylenmektedir. Bu mağarada 7 yıl hasta yattığı ve yakındaki su ile yıkanarak iyileştiği söylenir. Ayn-i Zeliha Gölü Şanlıurfa ilinin Kale semtindedir. Rivayete göre Ayn-i Zeliha Nemrut´un üvey kızı olup Hz. İbrahim´in mertliğine ve doğruluğuna aşık olmuştur. İbrahim´i ateşe atmaması için uzun süre babası Nemrut´a yalvarmış fakat Nemrut Hz. Ibrahim´i ateşe atınca o da kendini çifte kubbelerin bulunduğu yerden ateşe atmıştır. Ayn-i Zeliha´nın düştüğü yere Ayn-i Zeliha Gölü denmiştir. Gölün etrafını çevreleyen asırlık çınar ağaçları göle ayrı bir özellik ve güzellik vermektedir. Gölde bulunan balıklar halk arasında kutsal sayılmaktadır.
                            Rizvaniye Camii (Zulumiye Camii) Halil Rahman Gölü´nün kuzey kenarında göl ve çevresindeki eserlerle birlikte görülmeye değer eserdir. Caminin iç mekanının giriş kapısında Rakka valisi Ahmet Rizvan Paşa tarafından H.1129-M-1716 yapıldığı bilinmektedir. A. Rizvan Paşa çok sert karakterli ve zalim bir adam olduğu için camiye halk tarafından Zulumiye Camii adı verilmiştir. Kale Şehir merkezinin güneyindeki Damlacık Dağı´nın kuzey eteğinde sarp kayalar üzerinde kurulmuş. Üç tarafı hendekle çevrilmiş olan kaleye batı tarafında açılan kapıdan giriliyor. Kral Nemrut´un Hz. İbrahim´i ateşe attırdığı mancınık burada bulunmaktadır. Mancınık diye anılan bu çift sütun Osrhoene Krallığı zamanında yapılmıştır

                            Arkeoloji Müzesi
                            Eski şehrin kuzeybatısında bulunan müze özellikle de Urfa'daki Sultantepe ve Harran'da bulunan kalıntıları sergileyerek, İç Kale Dağı'nın içindeki boşlukta bulunan üçüncü yüzyıl Suriye'sine ait bir mozaik sunuyor.

                            Halil Rahman Medresesi
                            Yeşil kilise olarak da adlandırılan cami 1211 yılında bir Kuran okulu olarak kullanılmış ve tarihte iç kale içinde yer alan eski bir kilise olarak yer almış. Caminin minaresi sekizinci yüzyıldan kaldığı tahmin ediliyor. Bu binanın hemen önünde büyük su birikintisi bulunuyor ve Birket İbrahim veya Halil Rahman Gölü ismini alarak, sonunda Birket Zulha Parkı'na bağlanıyor. Daha sonra ise, uzayarak Kale Dağı'nın eteğindeki su kaynağı tarafından besleniyor. Gölette bulunan ve yerliler tarafından beslenen kutsal balıklar Hz. İbrahim'e ait bir efsaneden geliyorlar. Hz. İbrahim, M.Ö. 19. yüzyılda birçok göçebe kavimler Mezopotamya'dan batıya göç ettiklerinde, Ur'dan önceki Kanaan yolunda Urfa'da da konaklar. Acımasız Kral Nemrut, İbrahim'i tek tanrılı inancından dolayı cadıların yakıldığı taş üzerinde yakmak ister. Tanrı dev bir fırtına ile İbrahim'i bütün gövdesini havaya kaldırarak bu ölümü engeller ve onu taş üzerindeki diğer küllerle birlikte bir göle bırakır. Küller gölde sazan balıklarına dönüşür ve kutsal sayıldıklarından daha sonra Türkler tarafından beslenirler.

                            Kapalı Çarşı
                            Şehrin görülmeye değer başka yerlerinden biri de anacaddenin güneydoğusunda Ulu cami ve Hasan Paşa Camii arasında kalan büyük kapalı bir çarşıdır. Bu çarşı henüz turistik özellikler taşımamaktadır. İç avluya sahip bir Osmanlı kervansarayı olarak, erkeklerin toplandığı bir de çayhaneye sahiptir.

                            Şovalye Kilisesi
                            Ulucami'nin batısında oldukça parlak geçen zamanlardaki Şovalye Edessa'dan kalma bir kilisedir. Restore edilmiş ve daha önce hapisane olarak da kullanılmıştır.

                            Yorum yap


                            • #15
                              Gaziantep



                              Eski adı Ayintap olan Gaziantep Kurtuluş Savaşı´nda gösterdiği büyük direnişle 1921 senesinde Gazi ünvanını alan ilk ilimiz. ´Antep Mutfağı´ ya da ´Antep Usulü´ dedigimizde bunun kulağımıza pek yabancı gelmediğini biliriz. Kebapları ve tatlıları gerçekten de leziz. Ancak Gaziantep´in anlatılacak tek yönü mutfağı degil. Arkeolojik eserleri ikinci planda kalsa da gelecek için önü gelişmeye açık turistik bir cevher. Diğer birçok ilimiz gibi keşfedilmeyi bekliyor. Yaz ayları çok sıcak ve kurak kış ayları da oldukça soğuk olduğundan bahar aylarında Gaziantep´i ziyaret edebilirsiniz. Gaziantep´in üç yöresel özelliği var. İlki görmeden geçemeyeceğiniz bakır işleri, ikincisi lezzetli lahmacunu (etli ekmek) ve üçüncüsü de dünya üzerinde en lezzetlisinin Gaziantep´te yapıldığı baklava.

                              Yüzölçümü: 7.642 km²
                              Nüfus: 1.129.096 (1997)
                              İl trafik no: 27
                              Telefon kodu: 342

                              İlgi Çekici Yerleri:

                              Arkeoloji Müzesi Neolitik dönemden kemik ve keramik parçaları, kalkolitik ve bronz çağa ilişkin çeşitli eşyaları, figürinleri, Hitit çivi yazılı tabletleri, mühürleri, Urartu, Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait çeşitli eserleri bünyesinde bulunuyor. Yesemek Açık Hava Müzesi Islahiye ilçesinin güneydoğusunda Yesemek Köyü´nün içindeki yamacın üzerinde yer alıyor. Arazi menekşemsi gri renkte dolarit diye de tanınan bazalt taşlardan oluşuyor. Yesemek Açık Hava Müzesi´nde 300´e yakın yontu taslağı mevcut. Hitit zamanından bugüne gelen taşocağı günümüzde dünyada başka bir örneği bulunmayan antik heykel okulu niteliğinde. Rumkale (Hromgla) Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba köyünde bulunan kalenin Geç Hitit döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Kale sırasıyla Asur, Med, Pers, Roma ve Arapların hakimiyetine girmiştir. Belkız (Zeugma) Nizip ilçesine 10 km. uzaklıkta aynı adı taşıyan köyde bulunan şehir kalıntıları akropolden Fırat Nehri´ne doğru inen yamaçlarda yer alıyor. Kalıntılar Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait. Özellikle Dionysos´un düğün sahnesini içeren mozaiklerin sanat değeri oldukça yüksek. Dülük (Doliche) Gaziantep´in 12 km. Kuzeyinde Dülük köyü içerisinde ve yakınlarında bulunan Dülük (Doliche) antik kenti, antik dönemde ´Antiocha at Tavrum´ adıyla biliniyor. Bizanslılar ise ´Telukh´ adını vermiş. Arkeolojik araştırmalar sonucunda Yontma Taş dönemine ait doğal mağaralar, kaya sığınakları, teraslarda yerleşim yerleri ortaya çıkarılmış. Tilmen Höyüğü İslahiye ve çevresinde sayıları 50´yi geçen eski iskan yerlerinden biri. İslahiye ilçesinin 10 km. doğusunda bulunuyor. Bölgenin en büyük höyüklerinden biri.

                              Kale
                              Kalenin Hititliler’den kaldığı sanılıyor. Surlar daire biçiminde çevrilmiş, toplam uzunluğu 1200 metre. Kalede 26 kule ve burç var. Batı burçlarının Memlük döneminde yapıldığı üzerlerindeki yazıtlarından anlaşılıyor. Kale köprüsünün yanlarındaki iki kulenin Kanuni Süleyman zamanında yapıldığı gene yazıtında var. Kuzey burçlarından birinin Roma yapısı olduğu sanılıyor. Burçların altında kaleyi çepeçevre dolaşan tonozlu bir koridor bulunuyor. Koridordaki kapılar kalenin çepeçevre dolaşan tonozlu bir koridor bulunuyor. Koridordaki kapılar kalenin iç bölümlerine açılıyordu. Kalenin içinde bir cami ve kırk kadar evin yıkıntılarını görüyoruz. Kalenin üstüne çıkışta solda büyük İslam bilgini Gazali’nin makamı bulunuyor. Kale tabanında bulunan bir gizli yolun Dülük’teki eski kentle bağlandığı söylenir.

                              Dülük
                              Antep’in 12 km kuzeyindeki Dülük’e gidiyoruz. Buradaki kentin adı Dolichenos’du, antik çağda ise Antiochia at Tavrum deniliyordu. Paleolitik dönemden bu yana yerleşimin izleri bulundu kazılarda. Şarklı Mağara’nın duvarlarında ilk sayı sisteminin kullanıldığı tesbit edildi. Paleolitik dönemden fosiller ve ok uçları da ilk kez Dülük’te ortaya çıkarıldı. Yazılı kaynaklara göre Hititlilerin en büyük tanrılarından Teşup’a adanmış Baal Tapınağı bulunuyordu. Günümüze ulaşamadı. Dülük Köyü ve Dülük Ormanları içeresinde çok sayıda kaya ve yeraltı mezarı ortaya çıkarıldı. Büyük bir nekropol görebiliyoruz. Burada daha sonraki dönemlerden bir türbe de var. Dülükbaba tepesi denilen yerdeki türbe kentin Araplar tarafından fethi sırasında ölen sahabe Davud-u Ejder’in mezarıdır.

                              Türbeler
                              Antep bir geçiş yolu olmanın özelliğini türbeleri, yatırları ve evliyaları ile de gösteriyor. Boyacı Camisi’nden Kavaflar çarşısına doğru uzanan sokakta Pirsefa denilen yerdeki tek katlı binada Hz. Musa’nın yeğeni Yuşa Peygamber ve Pir Sefa’ya ait iki türbe görüyoruz. Pir Sefa’nın kimliği konusunda rivayet muhtelif. Hacıbaba, Ökkeşiye, Şeyh Fettullah, Bedrüddin Ayni ve Antep ile Maraş’ta çok bulunan Ökkeş adının isim babası Ökkeşiye Türbesi diğer türbeler.

                              Yesemek Açıkhava Müzesi
                              İslahiye Antep’in batıdaki ve en uzak ilçesi. 90 km uzaklıkta. İslahiye’ye varmadan sola, Antakya - Kilis yoluna dönüyoruz. Yol asfalt, Antep’ten çıktıktan 113 km. sonra Yesemek köyüne ulaşıyoruz. Karatepe Sırtı denilen yamaç Yesemek Açık Hava Müzesi’dir. Buradaki taş ocağı ve heykel atelyesi dünyanın bilinen ilk açık hava heykel atelyesidir. Dolarit denilen bazalttan yapılmış yaklaşık 350 heykel yayılmış yamaca. Bazıları dev boyutlu, bazıları yarı işlenmiş. Sfenskler, tanrılar, aslanlar, değişik yaratık tasvirleri kocaman bir alana yayılmış. Taş bloğunun ana kütleden koparılışından işlenişine kadar heykelciliğin bir çok aşamasını bir arada görüyoruz.
                              Yörede ilk kazılar 1890’da başlamış, 1958-61 arasında Prof. Alkım tarafından geniş çaplı kazılar yapılmış. Araştırmalar atelyenin M.Ö. 1300’lü yıllarda Hitit egemenliği sırasında işletildiğini ortaya koyuyor. Yemyeşil bir bitki örtüsüyle sarılan, opak renkli baraj gölü de bu etkileyici heykel atelyesine hoş bir çevre fonu oluşturuyor.

                              Tilmen Höyük
                              Höyükte 1958-64 arası yapılan kazılarda M.Ö. 3000 yıllarına tarihlenen iki renkli keramikler bulunmuş. Saray kalıntıları ve sarayı iki sıra halinde çevreleyen surlar görülebiliyor. Sarayın ancak temel kalıntılarını görebiliyoruz. Taş döşeli saray yolunda yürüyoruz.
                              Daha çok zaman ayıranlar Araban ve Yavuzeli ilçeleri arasında kalan Karadağ üzerinde Elif, Hisar ve Hasanoğlu köylerindeki üç anıt mezarı; Yavuzeli’nin Kasabası köyünde Fırat ile Merzimen Çayı’nın birleştiği yerdeki sarp kayaların üzerindeki heybetli Rum Kale’yi; Kilis’e 21 km. uzakta ve ulaşımı zor olan Ravanda Kalesi’ni görebilirler.

                              Zeugma- Belkis
                              Nizip’e 10 km. uzaklıktaki Belkıs Köyü’ne Belkıs Harabelerini görmeye gidiyoruz. Höyük biçimindeki Akropolde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar bulunmuş. Zeugma kenti Roma döneminde kendi adına para basacak kadar güçlüymüş. Commagene Krallığının dört büyük kentinden biriymiş. Üst yöneticilerden birine ait olduğu anlaşılan evin tabanında ortaya çıkarılan mozaiklerde Şarap Tanrısı Dionysos’un düğünü tasvir edilmektedir. Meleklerin yüz ifadeleri, zengin kıyafetleri, çeyiz sandığı çok iyi işçilikle tasvir edilmiştir. Nekropolden elde edilen heykellerle birlikte diğer buluntular Gaziantep Müzesi’nin Belkıs ( Zeugma ) Salonunda teşhir edilmektedir. Bunların arasında dünyada eşine rastlanmayacak güzellikte ve sağlam kalmış mozaikler bulunuyor. Zeugma şimdi barajın suları altında gizemini koruyor...

                              Rumkale (Hormgla)
                              Rumkale (Hormgla), Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba köyünde, Fırat nehri ve Merzina çayının birleştiği Fırat’ın batı sahilinde yüksek ve sarp kayalarla örtülü müstahkem bir tepe üzerindedir. Rumkale’nin kesin tarihi bilinmemekle beraber çok eski tarihlerden beri Fırat boyuna hakim olmasıyla stratejik bir kale özelliğine sahiptir.


                              Diyarbakır



                              Diyarbakır ilinin Doğu Anadolu Bölgesi sınırlarına taşan kuzey kesimini Güneydoğu Toroslar'a bağlı Karaçavuş, Akçakara, İnceburun ve Maden dağları engebelendirir. Diyarbakır ilinin en yüksek noktası, Karaçavuş Dağları'nın kuzeyinde 2.813 metreye ulaşan Tosun Tepesi'dir. İlin orta kesiminde yer alan geniş Çukurluk, Diyarbakır Havzası adıyla anılır. Diyarbakır Havzası, güneyindeki Suriye düzlüklerinden Mardin Eşiği'yle, batısındaki Şanlıurfa yaylasından da Karacadağ'la ayrılır. Diyarbakır ilinin başlıca akarsuları Fırat ve Dicle ırmağıdır. Dicle'nin kollarından Batman Çayı doğuda Siirt, Fırat ise batıda Malatya ve Adıyaman illeriyle doğal sınır oluşturur. Doğal gölü bulunmayan ilin başlıca yapay gölleri, Devegeçiti ve Karakaya Baraj Gölleri ile bir kaç sulama alanı. Diyarbakır ilinde yazlar çok sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Bazı yazlar hava sıcaklığının 45°C'yi aştığı görülür. Doğal bitki örtüsü bozkır görünümünde olan Diyarbakır ilinin kuzeyinde meşe topluluklarına rastlanır. Birçok uygarlığın beşiği olan Diyarbakır'ın başlıca özelliklerinden biri de Anadolu'da kurulan en eski yerleşmelerden Çayönü'nün bu topraklarda olmasıdır. Doğu kesiminde Türkiye'nin verimli petrol üretim kuyuları bulunan Diyarbakır ili, karpuzlarıyla ünlüdür.

                              Yüzölçümü: 15.355 km²
                              Nüfus: 1.282.678 (1997)
                              İl trafik no: 21
                              Telefonkodu: 412


                              İlgi Çekici Yerleri:

                              Arkeoloji Müzesi
                              Şehrin kuzey bölümünde bulunan arkeoloji müzesi farklı devirlerden kalma kalıntılar sergilemektedir. Bunlar içinde Bismil yakınlarındaki Çayönü ve Üçtepe'den çıkartılan Osmanlılardan kalma parçalar da bulunmaktadır.

                              Atatürk Müzesi
                              İçkale içindeki bu müzede, 1916 yılında başkumandan olarak Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Atatürk'ten ve I.Dünya Savaş'ından kalma parçalar sergilenmektedir.

                              Fatih Paşa Camii
                              İçkale'nin yaklaşık 300 metre güneyinde bulunan cami 1522 yılından kalmıştır. Kurşunlu Cami ismiyle de bilinen bu cami Osmanlı hükümdarlarından Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İçinde çok güzel fayans taşlar bulunmaktadır.

                              Aziz Georg Kilisesi
                              İçkale içinde yarı yıkılmış durumda karşımıza çıkan bu Hristiyan kilisesi haç şeklinde bir kubbeye sahiptir. Büyük bir sütun ile tahta çatısı 4. yüzyıldan kalmıştır.

                              Behram Paşa Camii
                              Diyarbakır'ın en büyük camisi olan bu cami, 1572 yılında inşaa edilmiştir. Görkemli yapısı ile, şehrin eski kısmında kalan küçük dükkanlara ve açık bir pazara sahip çarşının, hemen arkasında yer almaktadır. Katı mimari kurallar çerçevesinde inşaa edilmiş önemli bir yapıdır.

                              Meryem Ana Kilisesi
                              Bu kilise Süryani olan Jakobitlerden kalmıştır ve Yeni Kapı Caddesi'nin kuzeyindeki ara bir sokak üzerinde bulunmaktadır. Ne zaman inşaa edildiği ise bilinmemektedir.

                              Roman Köprüsü
                              Bu köprü üzerinde yazılan yazıya göre 1065 yılında onarılmıştır ve tarihi İmparator I. Anastasiosis zamanı olan 512'ye kadar dayanmaktadır. Şehrin 3 km kadar güneyinde on kemer ile Tigris'e bağlanmaktadır. Buradan itibaren nehir sallar ile gezilebilmektedir.

                              Şehir surları
                              12 metre yüksekliğinde ve 5,5 kilometre uzunluğundaki bu surlar, 72 kuleye ve 4 girişe sahiptirler. Görülen üç kemerden ikisi, 1183 yılında Hükümdar Muhammed tarafından yaptırılmıştır. Gazi Caddesi bu şehir girişini kuzeydeki Harput Kapısı'na bağlamaktadır. Bu yapıda tipik olan Arap, Roma ve Bizans mimarileri göze çarpmaktadır. Bu kısım Romalılardan bilinen 363 küçük sokağa ayrılmaktadır. Ulu Bardan Kalesi'nin çapı yaklaşık 24 metredir ve Bizanslılar tarafından 1208 yılında, daha sonradan inşaa edilmiştir. Güneybatıda bulunan bu kale iki katlıdır ve hemen aşağısında başka bir kale daha ile onun dağusunda da Selçuklulardan kalma oyma yazılara sahip Nur Burç Kapısı bulunmaktadır. Mardin Kapısı'nın yanında, güneyde 1029 - 1037 yılları arasında yapılan bei büyük kubbeli Kılıç Burç Kapısı surlarına ait kalıntılar bulunmaktadır.

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X